İrtikap suçu (TCK m. 250)

İrtikap suçu, bir kamu görevlisinin, görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlanması veya bu yolda vaatte bulunulması yahut bir kimseyi yarar sağlamak için icbar etmesidir.

İrtikap suçunun temel halinin cezası 5 yıldan 10 yıla kadar hapis cezasıdır. Bu suç sadece kamu görevlileri tarafından işlenebilen özgü bir suçtur.

Şikayet aranmaksızın re’sen soruşturulup kovuşturulur. Uzlaşma hükümleri bu suç bakımından uyulama alanı bulmaz. Dava zaman aşımı 15 yıl, ceza zaman aşımı 20 yıldır. Bu suç ile ilgili yargılama yapmaya ağır ceza mahkemeleri görevlidir.

İcbar Fiili

İcbar fiilinin var olduğunun kabulü için, kamu görevlisinin haksız tutum ve davranışları karşısında, kişinin haklı bir işinin gereği gibi, hiç veya en azından vaktinde görülmeyeceği endişesiyle, kendisini mecbur hissetmesi gerekir.

İrtikap Suçu Madde Düzenlemesi

  1. Görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlanmasına veya bu yolda vaatte bulunulmasına bir kimseyi icbar eden kamu görevlisi, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Kamu görevlisinin haksız tutum ve davranışları karşısında, kişinin haklı bir işinin gereği gibi, hiç veya en azından vaktinde görülmeyeceği endişesiyle, kendisini mecbur hissederek, kamu görevlisine veya yönlendireceği kişiye menfaat temin etmiş olması halinde, icbarın varlığı kabul edilir.
  2. Görevinin sağladığı güveni kötüye kullanmak suretiyle gerçekleştirdiği hileli davranışlarla, kendisine veya başkasına yarar sağlanmasına veya bu yolda vaatte bulunulmasına bir kimseyi ikna eden kamu görevlisi, üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
  3. İkinci fıkrada tanımlanan suçun kişinin hatasından yararlanarak işlenmiş olması halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
  4. İrtikap edilen menfaatin değeri ve mağdurun ekonomik durumu göz önünde bulundurularak, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarısına kadar indirilebilir.

Türk Ceza Kanunu’nun tam metni için buraya tıklayabilirsiniz.

irtikap suçu Eskişehir avukat

Emsal Yargıtay Kararları

YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ Esas Numarası: 2008/16006 Karar Numarası: 2009/103 Karar Tarihi: 19.01.2009

İrtikap Suçu

Zorla Bağış Toplama

Ağır Ceza Mahkemesinin Görev Alanı

ÖZETİ: Belediye Başkanı ve görevlileri olan sanıkların; yapı ruhsatı almak isteyen kişilere, belediyeye bağışta bulunmadıkları takdirde ruhsat verilmeyeceğini söyleyerek zorla bağış topladıklarının iddia edilmesi karşısında, kanıtlanması durumunda sanıkların eylemlerinin irtikap suçunu oluşturup oluşturmayacağına ilişkin kanıtların taktir ve tartışmasının Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu gözetilmeden görevsizlik kararı yerine düşme ve beraat kararları verilmesi yasaya aykırıdır.

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

KARAR : Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1- Belediye Başkanı ve görevlileri olan sanıkların; yapı ruhsatı almak isteyen kişilere, belediyeye bağışta bulunmadıkları takdirde ruhsat verilmeyeceğini söyleyerek zorla bağış topladıklarının iddia edilmesi karşısında, kanıtlanması durumunda sanıkların eylemlerinin irtikap suçunu oluşturup oluşturmayacağına ilişkin kanıtların taktir ve tartışmasının Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu gözetilmeden görevsizlik kararı yerine düşme ve beraat kararları verilmesi,

2- İçişleri Bakanlığı müfettişlerince düzenlenen 15.04.2002 tarihli suç duyurusuna ilişkin raporda; 3628 sayılı Yasadan sözedilerek sanık F. G. hakkında hazırlık soruşturmasının sürdürülüp kamu davasının açılmasının istenmesine karşın; iddianamede irtikap suçu olarak tanımlanan eylemin 765 sayılı TCY’nin 240. maddesine göre usulsüz biçimde kamu davası açıldığının anlaşılması karşısında davaya bakmanın Ağır Ceza Mahkemesinin görevine girdiği, davanın düşmesini gerektirecek usulsüzlük bulunmadığı gözetilmeden yargılama şartının gerçekleşmediği biçimindeki gerekçeyle düşme kararı verilmesi,

SONUÇ : Yasaya aykırı ve katılanlar C. T. ve K. T. vekillerinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnamedeki onama düşüncesinin reddiyle sair yönleri incelenmeksizin HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 19.01.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 5. CEZA DAİRESİ Esas Numarası: 2006/3176 Karar Numarası: 2006/5515 Karar Tarihi: 15.06.2006

İrtikap Suçu

Ceza Hukukunda Zaman Bakımından Uygulama

ÖZETİ: SSK hastaneleri ve çalışan personelin sağlık Bakanlığı bünyesine dahil edildiği, nitekim “Sağlık hizmeti sunan personelle ilgili açılmış, açılacak davaların bakanlık (Sağlık Bakanlığı) husumeti ile yürütüleceği, bütün hak ve yetkilerin, yükümlülük, alacak ve borçlarıyla birlikte bakanlığa geçeceği” hükmü ve SSK Başkanlığının 2.2.2005 günlü dosyaya sunulan yazısından da, 20.2.2005 itibariyle ilgili dosyaların devredilmesi gerektiğinin bildirilmesi karşısında, bu durumun araştırılması, Sağlık Bakanlığı’nın bilgilendirilmediğinin anlaşılması halinde ise; halen Sağlık Bakanlığı Personeli sayılan sanıklar hakkındaki iş bu davadan dolayı müdahil olma hak ve yetkisi bulunan Sağlık Bakanlığı’nın haberdar edilmesi ile sonucuna göre karar verilmesi gerekir.

İrtikap suçundan sanıklar Nihat A. ve Ahmet Ay.’ın bozma üzerine yapılan yargılanmaları sonunda; mahkumiyetine dair (TAVŞANLI) Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 30.3.2005 gün ve 2004/65 Esas, 2005/33 Karar sayılı hükmün süresi içinde duruşmalı olarak Yargıtay’ca incelenmesi müdahil vekili ve sanıklar müdafii tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı C. Başsavcılığından tebliğname ile daireye gönderilmekle 7.6.2006 Çarşamba saat 14.00 duruşma günü tayin olunarak sanıklar müdafiine davetiye gönderilmişti.

Belli günde Hakimler duruşma salonunda toplanarak Yargıtay C. Savcılarından M. Mahir Durakoğlu hazır olduğu halde oturum açıldı:

Yapılan tebligat üzerine dosyadaki vekaletnameye dayanarak sanık Nihat A. ve adına gelen Avukat Birdane Şimşek huzura alınarak duruşmaya başlandı.

Duruşma isteğinin süresinde ve yerinde olduğu anlaşıldıktan sonra uygun görülen talep ve mütalaa dairesinde sanık Nilat A. hakkında (DURUŞMALI), tebligatı almasına rağmen duruşmaya gelmeyen ve kendisini müdafii ile savunmayan sanık Ahmet Ay. hakkında (DURUŞMASIZ) inceleme yapılmasına oybirliğiyle karar verilerek tefhim olunduktan sonra işin açıklanmasına dair raportör üye tarafından düzenlenen rapor okundu. Mazereti tevsik edilmeyen Av. Ali Osman Türe’nin mazeretinin reddine,

Raportör üye rapora ilave edecek bir cihet bulunmadığını bildirdi.

Sanık müdafii temyiz layihasını açıklayarak savunmada bulunup müvekkili hakkındaki hükmün (BOZULMASINI) istedi.

Hazır olan sanıkta müvekkilinin savunmasına iştirak ettiğini bildirmekle,

Yargıtay C.Savcısı tebliğname içeriğini tekrar etti.

Son sözü sorulan sanık müdafii savunmasına ilave edecek bir cihet bulunmadığını bildirmekle dosya incelenerek karar verilip tefhim olunmak üzere duruşma Çarşamba saat 14.00’e bırakılmıştı.

Belli günde oturum açıldı. Dava evrakı incelenip gereği görüşülmüş olduğundan aşağıda yazılı karar ittihaz olundu:

KARAR: 5283 sayılı 19.1.2005 günlü Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren, “Kamu Kurum ve Kuruluşlarına ait sağlık birimlerinin sağlık Bakanlığı’na devrine dair” yasa hükümlerine göre, SSK hastaneleri ve çalışan personelin sağlık Bakanlığı bünyesine dahil edildiği, nitekim bu yasanın 4/c maddesine göre de; “Sağlık hizmeti sunan personelle ilgili açılmış, açılacak davaların bakanlık (Sağlık Bakanlığı) husumeti ile yürütüleceği, bütün hak ve yetkilerin, yükümlülük, alacak ve borçlarıyla birlikte bakanlığa geçeceği” hükmü ve SSK Başkanlığının 2.2.2005 günlü dosyaya sunulan yazısından da, 20.2.2005 itibariyle ilgili dosyaların devredilmesi gerektiğinin bildirilmesi karşısında, bu durumun araştırılması, Sağlık Bakanlığı’nın bilgilendirilmediğinin anlaşılması halinde ise; halen Sağlık Bakanlığı Personeli sayılan sanıklar hakkındaki iş bu davadan dolayı müdahil olma hak ve yetkisi bulunan Sağlık Bakanlığı’nın haberdar edilmesi ile sonucuna göre karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

Sanıklar hakkında Cebri irtikap suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün tetkikinde ise;

5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 7. maddesinde “zaman bakımından uygulama”, 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 9. maddesinde ise, “lehe olan hükümlerin uygulanmasında usul” kurallarının düzenlenmesi, ayrıca 5252 sayılı Kanunun 12. maddesi ile 765 sayılı Türk Ceza Kanununun yürürlükten kaldırılması, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve bu Kanunların hükümden sonra 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girmiş bulunması karşısında;

5237 sayılı Kanunun 7. ve 5252 sayılı Kanunun 9. maddeleri uyarınca, sanıkların hukuki durumunun 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanun hükümleri de nazara alınarak yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,

SONUÇ: Bozmayı gerektirmiş, sanıklar müdafii ve müdahil vekilinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek CMUK’un 321. maddesi uyarınca (BOZULMASINA), 15.06.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


YARGITAY 5.CEZA DAİRESİ Esas Numarası: 2014/9975 Karar Numarası: 2015/8809 Karar Tarihi: 26.03.2015

İcbar Suretiyle İrtikap Suçu

ÖZETİ: Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun hükümleri uyarınca kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçu ile ilgili olarak yetkili merciden soruşturma izni alındıktan sonra dava açılması gerektiği gözetilmeden, genel hükümlere göre açılan davaya devamla yazılı şekilde hükümler kurulması, Kanuna aykırı olup, hükümlerin BOZULMASI gerekmiştir.

İlk derece mahkemesince verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelendi;

Suçtan zarar gören Hazine vekilinin 19/09/2014 havale tarihli dilekçeyle sanıklar hakkında verilen hükümleri temyiz ettiği ve bu itibarla da, davaya katılma iradesinin bulunduğu anlaşılmakla 3628 sayılı Kanunun 17 ve devamı maddeleri ile CMK’nın 237/2. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak Hazinenin irtikap suçuyla sınırlı olarak davaya katılma talebinin kabulüne karar verildikten sonra gereği düşünüldü:

Karar: Görevi kötüye kullanma suçundan açılan kamu davasına ilişkin olarak mahallince her zaman bir karar verilmesi mümkün görülmüştür.

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre irtikap suçundan kurulan mahkumiyet hükümleri yönünden yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

Sanıklar A.C. ve N.G’nin Bağcılar İlçe Emniyet Müdürlüğü Asayiş Büro Amirliğinde görevli polis memurları oldukları, sanıkların olay tarihinde mağdurlar D. A. ve F.A’nın işlettiği B.Ü. paket atölyesine gelerek kendilerini polis olarak tanıttıktan sonra iş yeri sahibi Duran’a yönelik olarak iş yerinde kaçak işçi çalıştırıldığına dair ihbar aldıklarını belirtip, iş yerini kontrol ederek yabancı uyruklu kaçak işçi çalıştırıldığını tespit ettikleri ve bunun üzerine “Üçünü ver götürelim, işlem yapalım, hepsi sana ağır gelir kaçak işçi başına 5800 TL cezası var” dedikleri, iş yeri sahibinin kabul etmemesi üzerine sanıkların “2.000 TL ver seni görmeyelim” dedikleri, mağdurun gerçekte anlaşmayı kabul etmemesine rağmen kabul etmiş gibi görünerek yanında o kadar para olmadığını, akşama kadar ayarlayabileceğini söylemesi üzerine randevulaşarak olay yerinden ayrıldıkları, aynı gün akşam saatinden sonra tekrar işyerine gelerek paranın ayarlanıp ayarlanmadığını sordukları, paranın hazır olmadığını anlamaları üzerine paranın Cumartesi gününe kadar hazırlanması gerektiğini söyleyerek iş yerinden ayrıldıkları, bunun üzerine mağdurun sanıkların polis olup olmadığı konusunda da şüpheye düşmesi nedeniyle olayı kızı olan V.’ye anlatması üzerine V’nin de polis 155 ihbar hattını arayarak durumu bildirdiği, daha sonra da mağdurların kolluğa başvurdukları ve emniyet görevlilerinin de Cumhuriyet Savcısı ile bağlantı kurdukları ve şüphelilerin gelmesi halinde suç üstü yapılması konusunda talimat alarak iş yerinde konuşlandıkları ve olay günü saat 17.30 sıralarında her iki sanığın tekrar iş yerine geldiğinde yakalandıkları, çalışma izni olmayan yabancı uyruklu işçi çalıştıran mağdurların bu durumunu tespit etmeleri üzerine durumun yasal olarak daha ağır sonuçlar doğuracağı şeklinde haksız menfaat elde etmek amacıyla mağduru para vermeye zorlamaları şeklinde gerçekleşen eylemin irtikap suçunu oluşturduğu, sanıkların henüz parayı almadan yakalandıkları eylemin bu nedenle kalkışma aşamasında kaldığının kabulü gerektiğinden bahisle cezalandırılmalarına karar verilmiş ise de;

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 30/03/2010 tarih ve 2009/5-167-2010/70 sayılı Kararında da açıklandığı üzere; icbar suretiyle irtikap suçunda mağdurun iradesini baskı altında tutmaya elverişli olmak koşuluyla, doğrudan doğruya veya dolaylı biçimde yapılan her türlü zorlayıcı hareketin icbar kavramına dahil olduğu, manevi cebrin, belli bir şiddete ulaşması, ciddi olması, mağdurun baskının etkisinden kolaylıkla kurtulma olanağının bulunmaması gerektiği, Mahkemece de kabul edilen somut olayın oluş şekline göre sanıkların öğreti ve uygulamada kabul edildiği üzere Yasanın öngördüğü anlamda icbar ve ikna boyutuna varan davranışlarının bulunmadığı, bu itibarla irtikap suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı, 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanunun 21. maddesi uyarınca sigortasız yabancı işçi çalıştırma fiilinin idari para cezası yaptırımını gerektirdiği, anılan Yasanın 20. maddesinde Kanun kapsamına giren yabancıların ve işverenlerin bu Kanundan doğan yükümlülüklerini yerine getirip getirmediklerinin Bakanlık iş müfettişleri ve Sosyal Güvenlik Kurumu müfettişleri tarafından denetleneceğinin, Bakanlık bölge müdürünce, gönderilen tutanaklara ve denetim raporlarına göre bu Kanunda yer alan idari yaptırımların uygulanacağının ifade edildiği, anılan maddenin ikinci fıkrasında kolluk kuvvetlerinin kendi mevzuatları gereğince işyerlerinde yapacakları her türlü denetim, inceleme ve kontrol sırasında yabancı çalıştıran işverenler ile yabancıların bu Kanundan doğan yükümlülükleri yerine getirmediklerini tespit etmeleri halinde, durumun Bakanlığa bildirileceğinin belirtildiği, 5683 sayılı Yasanın 15. maddesi uyarınca Türkiye’de serbest olarak veya memur, müstahdem ve işçi sıfatıyla çalışacak yabancıların keyfiyeti işe başladıklarından itibaren en çok 15 gün zarfında ikamet ettikleri yerin polis veya jandarma karakoluna bizzat veya bilvasıta haber vermeye ve ikamet tezkerelerine kaydettirmeye mecbur oldukları, eylemin müeyyidesinin anılan Yasanın 24. maddesi uyarınca idari para cezasını gerektirdiği anlaşılmış olup; mağdurun işlettiği işyerinin niteliği gereği denetlemeye yetkili olmadıkları ve aynı zamanda açıklanan kanun hükümleri uyarınca idari yaptırım uygulama görevlerinin de bulunmadığı, ancak 09/05/2012 günlü tutanakta belirtildiği üzere izinsiz yabancı işçi çalıştırıldığı ihbarını alıp olay yerine gelen ve bu durumu tespit eden sanıkların 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu Ek 6. maddesinin 5. fıkrasında yer alan “Yapılacak araştırma sonunda edinilen bilginin bir kabahate ilişkin olduğu hallerde, konu araştırılarak gerekli yasal işlem yapılır veya yapılması sağlanır.” hükmü ve yukarıda açıklanan mevzuat hükümleri çerçevesinde işlem yapmaları gerekirken bu işlemi yapmamak için para almaya kalkıştıkları böylece sübut bulan bu eylemlerinin yapılması gerekli bir işi yapmamaları için menfaat sağlamak niteliğinde olup rüşvet almaya teşebbüs suçunu oluşturduğu, suç tarihinde yürürlükte bulunan TCK’nın 252/1, 35 ve 62. maddeleri ve suç tarihinden sonra yürürlüğe giren TCK’nın 252/1, 252/4 ve 62. maddeleri uygulanarak lehe Yasanın belirlenmesi gerektiği gözetilmeden yanılgılı değerlendirme ile irtikap suçuna teşebbüsten mahkumiyet kararları verilmesi,

4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun hükümleri uyarınca kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçu ile ilgili olarak yetkili merciden soruşturma izni alındıktan sonra dava açılması gerektiği gözetilmeden, genel hükümlere göre açılan davaya devamla yazılı şekilde hükümler kurulması,

Sonuç: Kanuna aykırı, sanıklar ile müdafiin, katılan vekilinin ve O yer C. Savcısının temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK’un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 26.03.2015 tarihinde oybirliği ile, karar verildi.

Eskişehir avukat Mahmut Rasul UYANIK saygıyla sunar.

Avukat Mahmut Rasul UYANIK ile İletişime Geçin!