Vasiyetnamenin iptali, vasiyetnamede veya vasiyet edende kanunda belirtilen geçerlilik şartlarından birinin bulunmaması durumunda mahkeme tarafından vasiyetnamenin geçmişe dönük olarak hükümsüz bırakılmasını ifade eder.
İrade de sakatlık yaratabilecek haller şunlardır: Yanılma, aldatma, korkutma, zorlamadır. Bu hallerden birisinin varlığı halinde vasiyetname düzenlenmesi durumunda vasiyetnamenin iptali istenebilecektir.
Belirtmek gerekir ki vasiyet edenin tasarruf ehliyetinin tamamen veya vasiyet etme esnasında bulunmaması yahut vasiyetnamenin bağlandığı koşullar ya da yükümlülüklerin hukuka ve/veya ahlaka aykırı olması halinde de vasiyetnamenin iptali istenebilecektir.
Yine belirtmek gerekir ki vasiyetnamenin şekil koşullarına uygun olması bir geçerlilik şartıdır.
İptal davasının sonucuyla birlikte vasiyetname geçmişe dönük olarak ortadan kalkar. Vasiyetnamenin iptali davasında yetkili mahkeme vasiyetçinin son yerleşim yeri mahkemesidir. Görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemeleridir.

Emsal Yargıtay Kararları
YARGITAY HUKUK GENEL KURULU Esas Numarası: 1993/2-36 Karar Numarası: 1993/158 Karar Tarihi: 14.04.1993
Vasiyetnamenin İptali
İptal Davası
Sözlü Vasiyet
Resmi Vasiyetname
Ön Mesele
ÖZETİ: Hata, hile, tehdit veya cebir tesiri altında yapılan ölüme bağlı tasarruflar batıldır. Ölüme bağlı tasarruf, hata veya hile veya tehdit yahut cebir tesiri ile yapılması” halinde iptal olunabilir. Olayda hatanın varlığını kabul edebilmek için, murisin başka bir işlem yapma arzu ve iradesi içinde iken resmi memur iradesini vasiyetname yapıyormuş gibi açıkladığının veya vasiyetname saikinde konusunda ortaya çıkan hatalı bir algılamanın ispatlanması gerekir. Gerek davacı ve gerekse dinlenen tanıklar böyle bir davranıştan söz etmemişlerdir. Vasiyetnameler iptal olmadıkça sonuç doğururlar. Söz konusu sözlü vasiyetnamenin iptali için dava açıldığı anlaşılmaktadır. O dava sonucu beklenip sözlü vasiyetnamenin iptali isteğinin reddi halinde, o vasiyetnamenin bu davanın konusu resmi vasiyetnamede yapılan işlemi ne ölçüde etkilediğinin belirlenmesi gerekir.
Taraflar arasındaki “vasiyetnamenin iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Şişli 2. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 16.12.1991 gün ve 1989/537 E-1991/700 K. sayılı kararın incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmesi üzerine;
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 29.4.1992 gün ve 1992/3441-4868 sayılı ilâmı:
(…1 – Davacılar Muris E.B.’nün eşinin ölümü ve bir takım problemler sebebiyle bunalımlı ve zayıf anlar yaşadığını, kendisinin serbest iradesi ile düşünmesine bir takım kişilerin engel olduğunu, onların telkin ve baskısıyla ve yanıltılarak, 14.4.1987 günlü 21759 yevmiye numaralı vasiyetnameyi yaptığını, etrafındaki baskı çemberinden İsviçre’ye gidinceye kadar çıkamadığını, orada bu vasiyetnameden rücu için resmi vasiyetname yapmaya tevessül ettiğini mümkün olmadığını sözlü vasiyetname ile rücu ettiğini ileriye sürüp sözkonusu vasiyetnamenin sözlü vasiyetname ile geçersiz hale geldiğine ve esasen iradeyi ifsat eden sebeplerle iptaline karar verilmesini istemişlerdir.
“Hata, hile, tehdit veya cebir tesiri altında yapılan ölüme bağlı tasarruflar batıldır (M.K.451). Ölüme bağlı tasarruf, hata veya hile veya tehdit yahut cebir tesiri ile yapılması” halinde iptal olunabilir. “İptal davası mirasçılardan biri tarafından ikame olunabileceği gibi lehine vasiyet yapılan alakadarlar tarafından dahi ikame olunabilir (M.K.499).
Görüldüğü gibi, M.K.nun 451 ve 499. maddesinde yer alan iradeyi ifsat eden sebepler sıralanmıştır. O halde söz konusu vasiyetnamenin yapılışında hata (saik hatası dahil), hile olarak (korkutma ile işlemi yapma) sayılabilecek fiillerin ispatlanması ve bu fiillerle vasiyetname yapılması işlemi arasında illiyet bağının bulunması gerekir.
Dava konusu vasiyetname 14.4.1987 gününde noter huzurunda yapılmıştır. Aynı gün Prof., Dr. Burhanettin Noyan tarafından düzenlenen ve Şişli Hükümet Tabipliğince onanan raporda Murisin “Yapılan nörü-Psikiyatri muayenesinde nörolojik yönden herhangi bir bulguya rastlanmamış, psikiyatrik olarak oryantasyon, dikkat, hafıza, idrak, irade, çağrışım, muhakeme ve affeksiyon gibi entellektüel fonksiyonlarda herhangi bir bozukluk tespit edilememiştir, denmektedir. Bu raporda belirlenen hal murisin tasarruf yönünde kolayca etki altında kalabilecek bir ruh haleti içinde olduğu yönündeki iddianın kabulüne elverişli olmadığı gibi, şahadetle belirlenen durum da raporun aksini kabule elverişli değildir.
Olayda hatanın varlığını kabul edebilmek için, murisin başka bir işlem yapma arzu ve iradesi içinde iken resmi memur iradesini vasiyetname yapıyormuş gibi açıkladığının veya vasiyetname saikinde konusunda ortaya çıkan hatalı bir algılamanın ispatlanması gerekir. Gerek davacı ve gerekse dinlenen tanıklar böyle bir davranıştan söz etmemişlerdir.
Davada üçüncü şahısların hile ve korkutmaları ile murisin söz konusu vasiyetnameyi yaptığı iddia olunmaktadır. Hile, işlemin saikinin oluşmasında etkili davranış ve fiiller olabileceği gibi gerçek iradeden başka türlü bir düzenleme daha açık bir ifade ile sahtecilik biçiminde de oluşabilir. Hile ve korkutma fiilinin ne suretle oluştuğu yönünde davacı açık ve net bir iddia ortaya koymamaktadır. Dinlenen tanık sözlerinden ne murisin böyle bir fiile maruz kaldığını kabule elverişli değildir. Bazı tanıklar murisin etrafındaki kişilerle içki içtiğini ve sarhoş vaziyette bu vasiyetnameyi yaptığını söylediğini ileriye sürmüş iseler de, bu hal iradeyi ifsat eden hallerden olmadığı gibi, yukarıda açıklanan rapor karşısında gerçekliğini kabul etmekte mümkün değildir. Murisin tehdit ve cebir altında bu vasiyetnameyi yaptığını gösteren somut bir olayda ortaya konmamıştır.
Öte yandan “Hata, hile, tehdit veya cebir tesiri altında yapılan ölüme bağlı tasarruflar batıldır. Şu kadar ki bu tasarrufları yapan kimse hataya veya hileye vakıf olduğu, yahut tehdit veya cebirin tesirinden kurtulduğu tarihten itibaren bir sene içinde rücu etmediği takdirde mezkur tasarruflar sahih addolunur” (M.K.451/1). Dinlenen tanık sözlerinden özellikle murise yakın olduğu anlaşılan M.Z.’in beyanlarından baştan beri murisin yaptığı bu tasarrufun farkında olduğu, evinde özel kasasının bulunduğu, mahkemenin de kabul edildiği üzere entellektüel bir kişiliğe sahip olduğu, karısının ölümünden iki ay kadar sonra ve İsviçre’ye gitmeden önce bu kişi ile görüştüğü, kasa anahtarlarını ona bıraktığı anlaşılmaktadır. Tüm bu bilgiler karşısında murisin baştan beri vasiyetnameden en az el yazısı ile düzenleyeceği bir vasiyetname ile cayma imkânı varken bu yola gitmediğinin kabulü zorunludur. Vasiyetname 14.4.1987 gününde düzenlenmiş, vefat ise 6.6.1988 günü vukua gelmiştir. M.K.nun yukarıda açıklanan 451. madde hükmünde gösterilen hak düşürücü süre geçmiş olup, vasiyetnamenin Kanunda gösterilen sebeplerle batıl kabul edilmesi de mümkün değildir. Davacıların M.K.451 ve 499/2. maddesine dayanan davasının reddi gerekirken yetersiz gerekçe ile davanın kabulü doğru değildir.
2 – Dava dilekçesinde gösterilen olaylara uyan Kanun hükümlerini Hâkim resen uygular (HUMK.76). Dava dilekçesinde dava konusu vasiyetnameden İsviçre’de yapılan sözlü vasiyetname ile rücu edildiği ileriye sürülmektedir. Gerçekten “Vasiyetçi vasiyet için Kanunda muayyen şekillerden biri ile vasiyetinden her zaman rücu edebilir” (M.K.489). “Muahhar tarihli vasiyet mukaddem tarihli vasiyetten sarahaten rücuu ihtiva etmiyorsa sonraki vasiyetin hükümlerinden sarahaten evvelkini ikmal ve itham etmeyenleri, evvelki vasiyet makamına kaim olur. Bir kimsenin muayyen bir mal hakkındaki vasiyetinin sonradan yaptığı tasarrufla telifi kabil olmazsa, hükümsüz olur” (M.K.491).
Vasiyetnameler iptal olmadıkça sonuç doğururlar. Söz konusu sözlü vasiyetnamenin iptali için dava açıldığı anlaşılmaktadır. O dava sonucu beklenip sözlü vasiyetnamenin iptali isteğinin reddi halinde, o vasiyetnamenin bu davanın konusu resmi vasiyetnamede yapılan işlemi ne ölçüde etkilediğinin belirlenmesi gerekirken, ön mesele niteliğindeki davanın sonucunun beklenmemesi usul ve kanuna aykırıdır…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yemden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
YARGITAY HUKUK GENEL KURULU KARARI:
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle H.U.M.K.nun 2494 sayılı Yasa ile değişik 438/son fıkrası hükmü gereğince duruşma isteğinin reddine karar verilip dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, Noterlikte düzenlenen, 14.4.1987 gün 21759 yevmiye numaralı vasiyetnamenin, daha sonra yapılan, sözlü vasiyet ile geçersiz hale getirildiği ve ayrıca iradeyi bozucu sebeplerle illetli olduğu iddiasıyla, iptali istemine ilişkindir.
Gerçekten M.K.451. maddesinde; hata, hile, tehdit veya cebir tesiri altında yapılan ölüme bağlı tasarrufların, batıl olduğu vurgulandıktan sonra, tasarrufları yapan kimsenin hataya ve hileye vakıf olduğu, yahut tehdit veya cebrin tesirinden kurtulduğu tarihten itibaren bir sene içerisinde rücu etmediği takdirde bu tasarrufların sahih addolunacağı hükme bağlanmıştır.
Somut olayda, tüm dosya içeriğine göre miras bırakanın vasiyetnamenin düzenlendiği tarihte iradeyi bozucu bir sebebin etkisi altında bulunduğu, düzenlemeden sonra da bu etkinin sürdüğü, kanıtlanabilmiş değildir. Aksine, vasiyetnameyi, bütün sonuçlarını bilerek gerçek iradesine uygun biçimde ve bilinçli olarak tanzim ettirdiği, duraksamaya meydan bırakmayacak kadar açıktır.
Hukuk Genel Kurulundaki müzakereler sırasında, bir kısım üyeler, davada vasiyetnamenin iptali isteminde; iradeyi bozucu sebepler yanında, yapıldığı iddia edilen sözlü vasiyetle, önceki vasiyetten rücu edildiği de ileri sürüldüğü ve bu konuda, incelemeye tabi tutularak değerlendirildiğine göre, davanın kesin olarak reddine karar verilmesini istemişlerdir. Ancak, çoğunluk, daire bozmasının birinci maddesinde gösterilen ve davanın reddi gereğine işaret eden bozma sebebinin olayda M.K.451. maddesinde öngörülen bir yıllık hak düşürücü sürenin, vasiyetnamenin düzenleme tarihi ile dava tarihi arasında geçmiş bulunduğunun belirtilmesine yönelik olduğunu, ne var ki; sözlü vasiyetnamenin iptali isteği ile davalı tarafça halen görülmekte olan başka bir dava açıldığı ve temyize konu davada da bu hususun bekletici sorun sayılması talep edildiği gerekçesiyle, kabul edilmeyerek, Özel Daire bozma kararı aynen benimsenmiştir.
Bu itibarla, uyuşmazlığın niteliğine göre, bilimsel görüşlere, devamlılık kazanmış yargısal kararlara uygun, çok açık ve gerekçeli bulunan Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi, doğru değildir.
O halde usul ve yasaya uygun olmayan direnme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ: Davalılar vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı (BOZULMASINA) bozmada oybirliği, nedeninde oyçokluğu ile karar verildi.
YARGITAY 7. HUKUK DAİRESİ Esas Numarası: 2023/2293 Karar Numarası: 2023/5114 Karar Tarihi: 26.10.2023
Vasiyetnamenin İptali İstemi
Ölüme Bağlı Tasarrufa
Belge Vasiyetname Niteliğinde Olmadığından Hükümsüzlüğüne Karar Verilmesi Gerektiği
SAYISI : 2019/265 E., 2023/192 K.
KARAR : Davanın kabulüne
Taraflar arasındaki asıl ve birleştirilen davada vasiyetnamenin iptali davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay 3. Hukuk Dairesince Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir.
Mahkeme kararı asıl ve birleştirilen davada davalı … vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
- Asıl davada davacılar vekili dava dilekçesinde; muris …’ın Almanya, Donauwörth’de 30.10.1987 tarihinde bir vasiyetname düzenlediğini, söz konusu vasiyetnamenin … Hukukuna göre şekil şartları yönünden geçerlilik koşullarına uygun olarak yapılmadığını ve esas yönünden de geçerli olmadığını, bu vasiyetnamenin muris tarafından sonraki tarihte düzenlenen başka bir vasiyetname nedeniyle geçersiz kaldığını, bu vasiyetnamenin de 03.06.1996 tarihli Bursa 15. Noterliği’nce 9135 yevmiye No.lu düzenlenme şeklindeki vasiyetname olduğunu, 03.06.1996 tarihli vasiyetnamenin tamamlayıcı bir vasiyet olarak düşünülemeyeceğini, murisin eşi kendisinden önce vefat ettiğinden vasiyet hükümleri uygulanamayacağından mirasının kanuni mirasçıları arasında yasal payları oranında bölüştürülmesi gerektiğini ileri sürerek, 30.10.1987 tarihli vasiyetnamenin iptaline karar verilmesini talep etmişlerdir.
- Birleştirilen davada davacı vekili; 30.10.1987 tarihli vasiyetnamenin … Hukukuna göre düzenlenmediğinden hükümsüz olduğunu, yine murisin bu vasiyeti dışında Bursa 15. Noterliği’nden düzenlediği 03.06.1996 tarihli bir vasiyeti daha bulunduğunu, 1987 tarihli vasiyetnamenin 1996 tarihli vasiyetnamenin bulunması nedeniyle geçersiz hale geldiğini, kaldı ki Gemlik Sulh Hukuk Mahkemesinde açılan 1996 tarihli vasiyetin, vasiyet alacaklısı olan murisin eşi …’nın muristen önce ölümü nedeniyle geçersiz hale geldiğini, nitekim murisin eşi …’nın 2001 yılında vefat ettiğini, murisin ise 2009 yılında vefat ettiğini ileri sürerek, 30.10.1987 tarihli vasiyetin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Asıl ve birleştirilen dosya davalı vekili cevap dilekçesinde; 1987 tarihli vasiyetnamenin 02.01.1988 tarihli Münih Ünv. Uluslararası Hukuk Enstitüsü raporu ile yapıldığını, vasiyetin geçerliliği konusunda rapor verildiğini, bu rapora göre ise Almanya’da yapılan vasiyetin geçerli olduğunu, yine söz konusu bu vasiyet ortak vasiyet olarak yorumlanır ise de, Alman Medeni Kanunu madde 2269’da eşler arasında yapılan bu tarz vasiyetlerin geçerli olduğunun belirtildiğini, bu durumda MÖHUK 20/4 yollaması ile madde 7’ye göre işlemlerin yapıldıkları yer hukukuna göre geçerli ise geçerli hale geleceğini, 03.06.1996 tarihli Bursa 15. Noterliği’nde düzenlenen vasiyetnamenin murisçe yapılma amacının 1987 tarihli vasiyeti geçersiz kılmak değil aksine tamamlamak olduğunu, 1996 tarihli vasiyetin yapılış amacının 1987 tarihli vasiyetin geçerliliğini korumak olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemenin 02.06.2016 tarihli ve 2012/991 Esas, 2016/222 … Kararıyla; murisin Bursa 15. Noterliği’nde düzenlediği ikinci vasiyetname ile yurtdışında düzenlediği ilk vasiyetnamesinden döndüğü kabul edilerek asıl ve birleştirilen davanın ayrı ayrı kabulü ile 30.10.1987 tarihli vasiyetnamenin iptaline karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
- Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleşen dosya davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
- Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 01.07.2019 tarih ve 2018/7547 Esas, 2019/6014 Karar … ilamında; “Mahkeme gerekçesi bir bütün olarak incelendiğinde, gerekçede murisin 03.06.1996 tarihli Bursa 15. Noterliği’nde düzenlediği vasiyetname ile tüm malvarlığını eşi olan … …’a vasiyet ettiği belirtilmiş ise de, 30.10.1987 tarihli Almanya Donauwörth’de düzenlenen vasiyetname incelendiğinde muris ve eşi …’nın vefat etmeleri halinde karşılıklı olarak tek başına birbirlerini mirasçı tayin ettikleri,her ikisinin vefatı halinde ise murisin (kocanın) erkek kardeşi olan davalı …’ı tek başına mirasçı olarak belirledikleri;murisin 03.06.1996 tarihli Bursa 15. Noterliği’nde düzenlettirdiği düzenleme şeklindeki vasiyetnamesi incelendiğinde ise,Türkiye’de bulunan ve tek tek saydığı taşınmazlar ile Türkiye Cumhuriyeti hudutlarında bulunan bilumum resmi ve hususi bankalardaki vadeli vadesiz hesaplarında bulunan paralarının tamamını eşi olan … …’a vasiyet ettiği görülmektedir. Her ne kadar mahkemece murisin 03.06.1996 tarihinde yaptığı vasiyet ile tüm malvarlığını eşi …’ya vasiyet ettiği ve bu şekilde ilk vasiyeti olan 30.10.1987 tarihli Almanya Donauwörth’de düzenlediği vasiyetinden döndüğü gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın ayrı ayrı kabullerine karar verilmiş ise de, öncelikle murisin ikinci vasiyetinde tüm malvarlığını eşi …’ya vasiyet etmediğinin 1996 tarihli vasiyetname metni ile sabit olduğu, kaldı ki murisin eşi olan ve 03.06.1996 tarihli Bursa 15. Noterliği’nde düzenlenen vasiyet alacaklısı … …’ın dosya kapsamında yer alan ölüm belgesi ile de sabit olduğu üzere murisin ölüm tarihi olan 09.12.2009 tarihinden önce 19.06.2001 tarihinde vefat ettiği,bu şekilde 03.06.1996 tarihli Bursa 15. Noterliği’nde düzenlenen vasiyetnamenin artık hükümsüz hale geldiği kuşkusuzdur. Bu noktada ise eldeki davada tartışılması gereken husus; asıl ve birleşen davada iptali istenen 30.10.1987 tarihli Almanya Donauwörth’de düzenlenen vasiyetnamenin geçerli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. İptali istenen 30.10.1987 tarihli vasiyet Alman Hukukuna uygun düzenlenmesi halinde geçerli olacağı açıktır. Ancak mahkemece dava konusu vasiyetnamenin Alman Kanunlarına uygunluğu yönünden yeterli inceleme ve araştırma yapılmamıştır. Bu itibarla mahkemece; dava konusu 30.10.1987 tarihli vasiyetnamenin yapıldığı ülke hukukunun muhtevasının araştırılması, bu hususta tarafların yardımının istenmesi, gerekirse vasiyetnamenin yapıldığı ülke hukukunun öngördüğü şekle uygun olarak yapılıp yapılmadığı konusunda uzman bilirkişiden rapor alınması; vasiyetnamenin, yapıldığı ülke hukukuna uygun olarak yapıldığının anlaşılması halinde ise davada ileri sürülen diğer iptal sebepleri de araştırılarak; sonucu dairesinde hüküm kurulması gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucunda yazılı şekilde hüküm tesisi doğru değildir. Bozmayı gerektirir. Ne var ki, mahkeme kararı bu gerekçe ile bozulacak iken zuhulen onandığı yeniden yapılan inceleme sonucu anlaşıldığından Dairemiz onama kararı kaldırılmalı, mahkeme kararı bozulmalıdır.” şeklindeki gerekçe ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; vasiyetnamenin yapıldığı ülke hukukunun öngördüğü şekle uygun olarak yapılıp yapılmadığı konusunda uzman bilirkişiden rapor alındığı, Doç. Dr. … tarafından düzenlenen 10.10.2021 tarihli raporda, 30.10.1987 tarihli belgenin vasiyetname olma özelliğini içermediği, bunlara rağmen Almanya’da noter huzurunda düzenlenmiş bir vasiyetnamenin bulunduğunun davalı tarafça ileri sürülmesi halinde, Alman hukuku uyarınca noter tarafından düzenlenen vasiyetnameler noter tarafından Alman mahkemesine ve vasiyetname siciline tevdi edilmek zorunda olup bu makamlarca hıfz edildiğinden, milletlerarası istinabe yoluyla Alman makamlarınca hıfz edilen mirasbırakanlarca tanzim edilmiş bir vasiyetnamenin bulunup bulunmadığının belirlenmesinin de mümkün olduğu hususlarında değerlendirme yapıldığı, bilirkişi raporu ile yetinilmeyerek ilgili konsolosluk vasıtasıyla mirasbırakanlarca tanzim edilmiş vasiyetname bulunup bulunmadığının sorulduğu ve gelen cevabi müzekkerede vasiyetnamenin bulunmadığına yönelik bilgi verildiği anlaşıldığından denetime elverişli bilirkişi raporunun benimsendiği belirtilerek ispatlanan asıl ve birleştirilen davanın kabulü ile 30.10.1987 tarihli vasiyetnamenin iptaline karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleşen dosya davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
30.10.1987 tarihli vasiyetnamenin Almanya’da Donauwörth Noterliğinde imza altına alındığını, 02.01.1988 tarihli Prof. Dr. Hans Sonneberger raporu ile geçerli olduğunun belirtildiğini, ortak vasiyetname sayılması durumunda Alman Kanunlarına göre geçerli olduğunu, Bursa 15. Noterliği’nde düzenlenen vasiyetnamenin dava konusu vasiyetnamenin devamını sağlamak üzere hazırlandığını, 1987 tarihli vasiyetnamenin yurtdışına istinabe ile gönderilen evraklar arasına itirazlarına rağmen alınmadığını, Lahey Sözleşmesi kapsamında değerlendirilmediğini, davacı tarafından eksik evrak tercümesi yaptırıldığını, çevirinin adliye içindeki bürolardan yaptırılması gerektiğini, vasiyetnamenin Almanya’da geçerli olup olmadığının Adalet Bakanlığına hazırladıkları evrakta sorulmadığını, noter evraklarının noterden sorularak geçerliğinin araştırılmadığını, vasiyetnamenin Alman Kanunlarına uygunluğu hususunun yeterince araştırılmadığını, davacıların mirasçı sıfatı olmadığı halde dava açtığını ileri sürerek hükmün bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
- Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, asıl ve birleştirilen davalarda vasiyetnamenin iptali isteğine ilişkindir.
- İlgili Hukuk
5718 … Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un 7 nci maddesi, 20 nci maddesinin 1 inci fıkrası ile 4 üncü fıkraları, Vasiyet Tasarruflarının Biçimine İlişkin Kanun Uyuşmazlıkları konusundaki 05.10.1961 tarihli La Haye Sözleşmesi, 4721 … … Medeni Kanunu’nun 531 inci vd maddeleri ile 557 nci maddesi, 6100 … HMK’nun 294 üncü ve 297 nci maddeleri.
- Değerlendirme
Somut olayda, bozma ilamına uyularak yapılan yargılamada İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim görevlisi Doç. Dr. … tarafından 10.10.2021 tarihli bilirkişi raporu düzenlenerek mahkemeye sunulmuştur. İlgili raporda, iptali istenen 30.10.1987 tarihli belgenin, murislerin ilerde düzenlemek istedikleri ölüme bağlı tasarrufun geçerli bir şekilde tanzim edilebilmesi için Münih Üniversitesi Milletlerarası Hukuk kürsüsünden mütalaa alınması konusunda Donauwörth Noterliğine verilen bir talimat olduğu, vasiyetname olma özelliğini içermediğinin belirtildiği anlaşılmıştır. Mahkemece gerekçesinde, 10.10.2021 tarihli bu bilirkişi raporunun benimsendiğini belirtmiş olmasına rağmen davanın kabulü ile vasiyetnamenin iptaline karar vermiştir. Dava konusu 30.10.1987 tarihli belge vasiyetname niteliğinde olmadığından hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerekirken, bu nitelikleri taşımayan belgenin vasiyetname kabul edilerek iptaline karar verilmesi suretiyle hüküm fıkrası ile gerekçe arasında çelişki oluşturulması usul ve yasaya aykırı olduğundan hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
VI.KARAR
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Asıl ve birleştirilen dosya davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA,
Peşin yatırılan harcın istek hâlinde yatırana iadesine,
Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
26.10.2023 tarihinde oy birliği ile karar verildi.