Parada sahtecilik suçu, memlekette veya yabancı ülkelerde kanunen tedavülde bulunan parayı, sahte olarak üretmek, ülkeye sokmak, nakletmek, muhafaza etmek veya tedavüle koymaktır.
Parada sahtecilik suçu TCK m. 197’de düzenlenmiştir. Cezası 2 yıldan 12 yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adli para cezasıdır.
Bu suç şikayete tabi olmaksızın re’sen soruşturulup kovuşturulur. Uzlaşma hükümleri bu suç bakımından uygulanmaz. Dava zaman aşımı 15 yıl, ceza zaman aşımı 20 yıldır.
Parada Sahtecilik Suçu Madde Düzenlemesi
- Memlekette veya yabancı ülkelerde kanunen tedavülde bulunan parayı, sahte olarak üreten, ülkeye sokan, nakleden, muhafaza eden veya tedavüle koyan kişi, iki yıldan on iki yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.
- Sahte parayı bilerek kabul eden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve adli para cezası ile cezalandırılır.
- Sahteliğini bilmeden kabul ettiği parayı bu niteliğini bilerek tedavüle koyan kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Türk Ceza Kanunu’nun tam metnine buradan ulaşabilirsiniz.
Sahte Paranın Bilerek Kabul Edilmesi
TCK m. 197/2’e göre sahte parayı bilerek kabul eden kişi 1 yıldan 3 yıla kadar hapis ve adli para cezası ile cezalandırılır.
Buna göre kişinin, sahte parayı sadece, sahte olduğunu bilerek kabul etmesi dahi bu suçu oluşturur.
Sahte Paranın Bilerek Tedavüle Koyulması
TCK m. 197/3’e göre sahte parayı bilerek kabul etmemiş olsa dahi sonradan sahte olduğunu fark etmesine rağmen bu parayı tedavüle koyan yani bir alışveriş aracı olarak kullanan kişi 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Parada Sahtecilik Suçu Emsal Yargıtay Kararları
YARGITAY 8. CEZA DAİRESİ Esas Numarası: 2014/232 Karar Numarası: 2014/11925 Karar Tarihi: 08.05.2014
Parada Sahtecilik Suçu
Parada Sahtecilik Suçunun Kesintisiz Suçlardan Olması Ve İddianamenin Düzenlenmesi İle Hukuki Kesintinin Oluştuğu
Sanık Hakkında Tek Suçtan Alt Sınırdan Uzaklaşılarak Ceza Tayini Gerektiği
ÖZETİ: Parada sahtecilik suçunun kesintisiz suçlardan olması ve iddianamenin düzenlenmesi ile hukuki kesintinin oluşması karşısında, sanığın gerçekleştirdiği eylemler nedeniyle iddianamenin tanzim edilmesi ve sanığın yakalanıncaya kadar değişik tarihlerde eylemlerini aynı kasıt altında gerçekleştirdiği gözetilerek sanık hakkında tek suçtan ve TCK.nun 3 ve 61/1. maddeleri uyarınca alt sınırdan uzaklaşılarak ceza tayini gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde zincirleme suç kabulü ile TCK.nun 43. maddesi uyarınca artırım yapılması yasaya aykırıdır.
Gereği görüşülüp düşünüldü:
Yapılan yargılamaya, dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde gösterilen ve değerlendirilen delillere, suçun oluşumuna ve niteliğine uygun kabul ve uygulamasına, hukuka uygun, yasal ve yeterli olarak açıklanan gerekçeye göre sanığın, yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak:
Parada sahtecilik suçunun kesintisiz suçlardan olması ve iddianamenin düzenlenmesi ile hukuki kesintinin oluşması karşısında, sanığın gerçekleştirdiği eylemler nedeniyle iddianamenin tanzim edilmesi ve sanığın yakalanıncaya kadar değişik tarihlerde eylemlerini aynı kasıt altında gerçekleştirdiği gözetilerek sanık hakkında tek suçtan ve TCK.nun 3 ve 61/1. maddeleri uyarınca alt sınırdan uzaklaşılarak ceza tayini gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde zincirleme suç kabulü ile TCK.nun 43. maddesi uyarınca artırım yapılması,
Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321. maddesi gereğince bozulmasına, 08.05.2014 gününde oybirliği ile, karar verildi.
YARGITAY 8. CEZA DAİRESİ Esas Numarası: 2006/2776 Karar Numarası: 2006/7134 Karar Tarihi: 02.10.2006
Parada Sahtecilik
Sahte Paralarındeğerlendirilmesi
Suçun İşlendiği Yerin Karara Yazılmaması
ÖZETİ: Parada sahtecilik suçunda müsaderesine karar verilen sahte paraların, 5320 sayılı Yasanın 17. maddesi ile Sahte Banknotların İncelenmesi ve Değerlendirilmesinde Uyulacak Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre T.C. Merkez Bankasına gönderilmesine de karar verilmesi gerekir.
Parada sahtecilik suçundan sanık O.Ö.., E… Ö’in yapılan yargılamaları sonunda; hükümlülüklerine, ertelemeye ve zoralıma dair (S.) Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 6.12.2005 gün ve 27 esas, 394 karar sayılı hükmün süresi içinde Yargıtay’ca incelenmesi sanıklar müdafileri tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı C. Başsavcılığından tebliğname ile 7.4.2006 günü daireye gönderilmekle incelendi.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Gereği görüşülüp düşünüldü:
Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen kanıtlara, mahkemenin yargılama sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine göre sanık E. hakkında kurulan hükme ilişkin yerinde görülmeyen sair itirazların reddine; ancak,
1- a) Karar başlığında suçun işlendiği yerin yazılmaması suretiyle CMK.nun 232/2-e madde ve fıkrasına aykırılık yapılması,
b) Müsaderesine karar verilen sahte paraların, 5320 sayılı Yasanın 17. maddesi ile Sahte Banknotların İncelenmesi ve Değerlendirilmesinde Uyulacak Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre T.C. Merkez Bankasına gönderilmesine de karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirdiğinden hükmün CMUK.nun 321. maddesi gereğince (BOZULMASINA), ancak bu aykırılığın CMUK.nun 322. maddesine göre düzeltilmesi mümkün, bulunduğu gerekçeli karar başlığında suçun işlendiği yerin Salihli olarak ilavesi ile hükmün müsadereye ilişkin kısmında, müsaderenin yanında sahte paraların, 5320 sayılı Yasanın 17. maddesi ile Sahte Banknotların İncelenmesi ve Değerlendirmesinde Uyul Usul ve Yönetmelik hükümlerine göre T.C. Merkez Bankasına gönderilmesine denilmesi suretiyle hükmün oybirliğiyle (DÜZELTİLEREK ONANMASINA)
2- Sanık O.. hakkında kurulan hükme ilişkin temyize gelince;
Oluşa ve tüm dosya içeriğine göre, hakkında parada sahtecilik suçuna ilişkin herhangi bir ihbar ve soruşturma bulunmayan sanık O.’in uyuşturucu madde satma suçundan yapılan soruşturma kapsamında yakalanmasından sonra kendiliğinden, evinin bahçesinde çiçeklik toprağına gömülü sahte paraların bulunduğu bilgisini vermesi ve yer göstermesi ile paraların ele geçtiğinin anlaşılması karşısında, sahte paraların’ fed konmasına mani olan sanık hakkında 765 sayılı TCK.nun 326. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş sanık O. Ö. müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan hükmün (BOZULMASINA), 2.10.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY CEZA GENEL KURULU Esas Numarası: 2011/8-263 Karar Numarası: 2012/118 Karar Tarihi: 27.03.2012
Parada Sahtecilik Suçu
Parada Sahtecilik Suçuyla Korunması Amaçlanan Hukuksal Değer Milli Ekonomidir
ÖZETİ: Nereden temin edildiği anlaşılamayan, sahte 198 adet değişik seri numaralı abd Dolarının piyasaya sürülmesi şeklinde işlendiği iddia olunan parada sahtecilik suçundan doğrudan zarar görmeyen ve bu suçu takip etme görevi de bulunmayan hazinenin, kamu davasına katılma hak ve yetkisi olmayıp, yerel mahkeme hükmünün hazineye tebliği gerekmediğinden, Yargıtay C.Başsavcılığının yerel mahkeme hükmünün suçtan zarar gören hazineye tebliğinin gerektiği yönündeki itirazının reddine karar verilmelidir.
Sanık H. U.’un parada sahtecilik suçundan beraatına ilişkin, Ağrı Ağır Ceza Mahkemesince verilen 4.12.2007 gün ve 215-263 Sayılı hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 16.6.2011 gün ve 8038-5082 sayı ile;
“… Kendisini müdafıyle temsil ettiren ve beraat eden sanık lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, bozmayı gerektirdiğinden hükmün CYUY’nın 321. maddesi gereğince bozulmasına, ancak bu aykırılığın CYUY’nın 322. maddesine göre düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hükme ‘beraat eden sanığın kendisini müdafiiyle temsil ettirdiği anlaşıldığından, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret tarifesine göre hesap edilen 1000 TL maktu vekalet ücretinin sanığa verilmesine’ ibaresi eklenmek suretiyle hükmün düzeltilerek onanmasına…”, karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 5.9.2011 gün ve 41871 sayı ile;
“… Parada sahtecilik suçu en önemli zararını ülke ekonomisine vermektedir. Piyasada karşılıksız para dolaşması, o paranın gerek ülke içinde, gerekse yurt dışında değerinin, geçerliliğinin ve alım gücünün düşmesine yol açmaktadır. Bunun sonucunda ise, o ülkenin uluslararası piyasada ekonomik itibarı azalmakta, sonuçta ülke ekonomisi zarar görmektedir.
Bu suç bakımından korunması amaçlanan hukuksal değer milli ekonomidir. Bu nedenle, parada sahtecilik suçu bakımından, devletin ekonomik ve mali kurallarının düzenlenmesi ve uygulanması, konusunda görev ve yetkisi bulunan Hazinenin, anılan suçtan doğrudan doğruya zarar gördüğü kabul edilmelidir.
Suçtan zarar gören belirlenirken; sanığa yüklenilen ve cezalandırılması istenilen fiille haklı bir çıkarı zedelenen kişinin ceza kovuşturması konusundaki istemi göz önünde tutulmalı ve haklı görüldüğünde kişiye suçtan zarar gören olarak davaya katılma olanağı tanınmalıdır. Bu bağlamda somut olay değerlendirildiğinde, suçtan zarar gören Hazine 5271 Sayılı C.M.K.nın 233/1. madde ve fıkrası gereğince duruşmalardan haberdar edilmemiş ve gerekçeli karar da tebliğ olunmamıştır.
Özel Dairece sanık müdafiinin temyiz başvurusu incelenmeden önce gerekçeli kararın suçtan zarar gören Hazineye tebliği sağlanıp, anılan kurumca hükmün temyiz edilmesi halinde dosyanın bu temyiz başvurusu da gözetilerek incelenmesinde zorunluluk bulunmaktadır.
Hazinenin temyiz başvurusunda bulunmaması halinde ise, sanık müdafiinin temyizine hasren inceleme yapan Özel Dairenin, temyiz edenin sıfatı ve temyizin kapsamını gözeterek işin esasına girmeksizin vekalet ücretiyle ilgili sınırlı bir inceleme yapması gerekir.
Ayrıca beraat eden sanık lehine hükmedilecek olan vekalet ücretinin, mahkemenin karar tarihine göre değil inceleme tarihine göre belirlenmesi gerekmektedir…”,
Görüşüyle itiraz yasa yoluna başvurmuştur.
Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
KARAR : İnceleme, A. ve Z. oğlu, 1.1.1957 doğumlu H. U. hakkında kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.
Sanığın parada sahtecilik suçundan beraatına karar verilen olayda, Özel Daireyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;
1- ) Hazinenin, parada sahtecilik suçunda suçtan zarar görüp görmediği, bu bağlamda gerekçeli kararın hazineye tebliğinin gerekip gerekmediği,
2- ) Beraat eden sanık lehine hükmolunacak vekalet ücretinin hangi tarih esas alınarak belirleneceği, noktalarında toplanmaktadır.
1- ) Hazinenin, parada sahtecilik suçundan suçtan zarar görüp görmediği ve bu bağlamda gerekçeli kararın hazineye tebliğinin gerekip gerekmediği;
5271 Sayılı C.M.K.nın 237. maddesinin 1. fıkrasında; “Mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişilerle malen sorumlu olanlar, şikayetçi olduklarını bildirerek kamu davasına katılabilirler” hükmüyle kamu davasına katılma hak ve yetkisi bulunanlar üç grup halinde belirtilmiştir. Anılan düzenleme 1412 Sayılı CYUY’nın 365. maddesindeki, “suçtan zarar görenler, soruşturmanın her aşamasında kamu davasına müdahale yoluyla katılabilirler’ hükmüyle paralellik göstermekte ise de, yeni hükme önceki yasada yer almayan malen sorumlu ve dar anlamda suçtan zarar göreni ifade eden mağdurda eklenmek suretiyle, madde, öğreti ve uygulamadaki görüşlere uygun olarak, katılma hak ve yetkisi bulunduğu kabul edilenleri kapsayacak şekilde düzenlenmiştir.
Mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişilerle malen sorumlu olanların, Kanunun kendilerine tanıdığı hak ve yetkileri haiz olarak davada Cumhuriyet savcısının yanında yer almasına, öğreti ve uygulamada; “davaya katılma” veya “müdahale” denilmektedir. Davaya katılma talebinin kabul edilmesi halinde, davaya katılma isteminde bulunan kişi “katılan” ya da “müdahil” sıfatını alacaktır.
Kamu davasına katılmak için aranan “suçtan zarar görme” kavramı yasada açıklanmamış olmakla birlikte, gerek Ceza Genel Kurulu, gerekse Özel Dairelerin yerleşmiş kararlarında bu kavram “suçtan doğrudan doğruya zarar görmüş olma hali” olarak anlaşılıp uygulanmış, buna bağlı olarak dolaylı veya olası zararların, davaya katılma hakkı vermeyeceği kabul edilmiştir.
Nitekim bu durum, Ceza Genel Kurulunun 11.4.2000 gün ve 65-69 Sayılı kararında, “süreklilik gösteren yargısal kararlarda da belirtildiği üzere, kamu davasına katılmak için suçtan doğrudan doğruya zarar görülmesi gerekir. Dolaylı zararlar sebebiyle kamu davasına katılmak olanaksızdır”, 4.7.2006 gün ve 127-180 ile 3.5.2011 gün ve 155-80 Sayılı kararlarında ise; “dolaylı veya muhtemel zarar, davaya katılma hakkı vermez;” şeklinde açıkça ifade edilmiştir.
Konumuza dair olarak herhangi bir tüzel kişinin kamu davasına katılabilmesi için, C.M.K.nın davaya katılmayı düzenleyen genel kural niteliğindeki 237. maddesinde belirtilen koşulun gerçekleşmesi, başka bir deyişle suçtan doğrudan zarar görmüş bulunması veya herhangi bir yasada, belirli bir tüzel kişinin bazı suçlardan açılan kamu davalarına katılmasını özel olarak düzenleyen bir hükmün bulunması gerekir. Örneğin 5607 Sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Yasasının davaya katılmayı düzenleyen 18. maddesi uyarınca gümrük idaresinin, 3628 Sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Yasasının 18. maddesi uyarınca Maliye Bakanlığının, 5411 Sayılı Bankacılık Yasasının 162. maddesi uyarınca Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumuyla Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun başvuruda bulunmaları halinde kamu davasına katılacakları açıkça hükme bağlanmıştır. Özel yasa hükümleri uyarınca davaya katılmanın kabul edildiği bu gibi durumlarda, belirtilen kurumların suçtan zarar görüp görmediklerini ayrıca araştırmaya gerek bulunmamaktadır.
Hazine tarafından takip edilen davalara dair esasları düzenleyen 4353 Sayılı Maliye Vekaleti Baş Hukuk Müşavirliğinin ve Muhakemat Umum Müdürlüğünün Vazifelerine, Devlet Davalarının Takibi Usullerine ve Merkez ve Vilayetler Kadrolarında Bazı Değişiklikler Yapılmasına Dair Yasada hazinenin parada sahtecilik suçundan açılan kamu davalarına katılmasına olanak veren bir düzenleme yer almamaktadır.
Tamamen benzer konudaki uyuşmazlıkta Ceza Genel Kurulunca 21.2.2012 gün ve 279-55 Sayılı kararı ile de; “parada sahtecilik suçundan doğrudan zarar görmeyen ve bu suçu takip etme görevi de bulunmayan hazinenin, kamu davasına katılma hak ve yetkisinin bulunmadığı” sonucuna ulaşılmıştır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Nereden temin edildiği anlaşılamayan, sahte 198 adet değişik seri numaralı abd Dolarının piyasaya sürülmesi şeklinde işlendiği iddia olunan parada sahtecilik suçundan doğrudan zarar görmeyen ve bu suçu takip etme görevi de bulunmayan hazinenin, kamu davasına katılma hak ve yetkisi olmayıp, yerel mahkeme hükmünün hazineye tebliği gerekmediğinden, Yargıtay C.Başsavcılığının yerel mahkeme hükmünün suçtan zarar gören hazineye tebliğinin gerektiği yönündeki itirazının reddine karar verilmelidir.
2- )Beraat eden sanık lehine hükmolunacak vekalet ücretinin hangi tarih esas alınarak belirleneceğine dair uyuşmazlık konusunun değerlendirilmesine gelince;
Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin, ceza davalarında ücret başlıklı 13. maddesinin 4. fıkrasının “Beraat eden ve kendisini vekil temsil ettiren sanık yararına hazine aleyhine maktu avukatlık ücretine hükmedilir” şeklindeki düzenlemesi uyarınca, kendisini vekil temsil ettiren sanık hakkında beraat kararı verilmesi halinde, sanık lehine maktu vekalet ücretine karar verilmesinin zorunlu olduğu hüküm altına alınmış,
1136 Sayılı Avukatlık Yasasının “Avukatlık ücret tarifesinin hazırlanması” başlıklı 168/3. maddesiyle bu maddeye paralel olarak düzenlenen Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin “Uygulanacak tarife” başlıklı 20. maddesinde yer alan; “Avukatlık ücretinin takdirinde, hukuki yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan tarife esas alınır’ şeklindeki düzenleme uyarınca, kendisini vekil temsil ettiren ve beraat eden sanık lehine hükmolunacak avukatlık ücretinin hüküm tarihinde yürürlükte bulunan tarife esas alınarak belirleneceği kabul edilmiştir.
Bu itibarla, somut olayda Özel Daire tarafından, beraat eden ve kendisini vekil temsil ettiren sanık lehine yerel mahkemenin 4.12.2007 olan hüküm tarihi esas alınarak 1000 Lira maktu vekalet ücretine hükmolunması isabetli olup, Yargıtay C.Başsavcılığının bu yöne dair itirazının da reddine karar verilmelidir.
SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;
1- ) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine,
2- ) Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 27.03.2012 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.
Eskişehir avukat Mahmut Rasul UYANIK saygıyla sunar.