Gizliliğin İhlali Suçu

Soruşturmanın gizliliğini ihlal suçu Türk Ceza Kanunu madde 285’de “gizliliğin ihlali” başlığı altında 6 fıkra halinde düzenlenmiştir. Bu suçu özel hayatın gizliliğini ihlal suçu ile karıştırmamak gerekir.

Gizliliğin ihlali suçunun madde 285’de 1. ve 2. fıkralarda geçtiği şekliyle işlenmesi halinde cezası 1 yıldan 3 yıla kadar hapis veya adli para cezasıdır. 5. fıkrada geçtiği haliyle işlenmesi durumunda cezası 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezasıdır.

Bu suç uzlaştırma hükümleri kapsamında değildir ve re’sen soruşturulup kovuşturulur. Ceza zaman aşımı 8 yıl dava zaman aşımı 10 yıldır.

Gizliliğin İhlali Suçu Nedir

Gizliliğin ihlali suçu soruşturma evresinde yapılan işlemlerin veya kanuna göre kapalı yapılması gereken veya kapalı yapılmasına karar verilen duruşmadaki açıklama veya görüntülerin gizliliğinin ihlal edilmesidir.

TCK m.285/1’de soruşturmanın gizliliğinin alenen ihlali düzenlenmiştir. Soruşturmanın gizliliğinin alenen ihlal suçunun oluşabilmesi için şu şartlar gereklidir:

  • Soruşturma evresinde yapılan işlemin içeriğinin açıklanması suretiyle, suçlu
    sayılmama karinesinden yararlanma hakkının veya haberleşmenin gizliliğinin ya da özel
    hayatın gizliliğinin ihlal edilmesi,
  • Soruşturma evresinde yapılan işlemin içeriğine ilişkin olarak yapılan açıklamanın
    maddi gerçeğin ortaya çıkmasını engellemeye elverişli olması,
    gerekir.

TCK m.285/2’de ise soruşturmanın, soruşturmanın taraflarına karşı gizliliğinin ihlal edilmesi suçu düzenlenmiştir. Madde metni şu şekildedir: “Soruşturma evresinde alınan ve soruşturmanın tarafı olan kişilere karşı gizli tutulması gereken kararların ve bunların gereği olarak yapılan işlemlerin gizliliğini ihlal eden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır.”

Yine TCK m.285/3’de kanuna göre kapalı olarak yapılması gereken veya kapalı olarak yapılan duruşmanın gizliliğinin ihlali düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre kanuna göre kapalı olarak yapılması gereken veya kapalı olarak yapılmasına karar verilen duruşmanın gizliliğini ihlal eden kişiye karşı TCK m.285/1’de belirtilen ceza uygulanır. TCK m.285/3’de belirtilen suçun oluşması için, tanığın korunmasına ilişkin
olarak alınan gizlilik kararına aykırılık açısından aleniyetin gerçekleşmesi aranmaz.

TCK m.285/4’de gizliliğin ihlali suçunun nitelikli haline yer verilmiştir. Buna göre gizliliğin ihlali suçunun kamu görevlisi tarafından görevinin sağladığı kolaylıktan yararlanılarak işlenmesi halinde ceza yarı oranında artırılarak hükmolunacaktır.

TCK m.285/5’de masumiyet karinesinin korunması hedeflenmiştir. Buna göre: soruşturma ve kovuşturma evresinde kişilerin suçlu olarak algılanmalarına yol açacak şekilde görüntülerinin yayınlanması halinde, altı aydan iki yıla kadar hapis cezasına hükmolunacağı hükme bağlanmıştır.

TCK m.285/6’da Anayasa m.22’de düzenlemesi geçen “Haberleşme Hürriyeti” ile Anayasa m.26’da geçen “Düşünceyi Açıklama ve Yayma Hürriyeti” bu suç bakımından güvence altına alınmıştır. Buna göre: “Soruşturma ve kovuşturma işlemlerinin haber verme sınırları aşılmaksızın haber
konusu yapılması suç oluşturmaz.”

Gizliliğin İhlali Suçu Madde Düzenlemesi

Türk Ceza Kanunu madde 285 düzenlemesi şu şekildedir:

(1) Soruşturmanın gizliliğini alenen ihlal eden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis veya
adli para cezası ile cezalandırılır. Bu suçun oluşabilmesi için;
a) Soruşturma evresinde yapılan işlemin içeriğinin açıklanması suretiyle, suçlu
sayılmama karinesinden yararlanma hakkının veya haberleşmenin gizliliğinin ya da özel
hayatın gizliliğinin ihlal edilmesi,
b) Soruşturma evresinde yapılan işlemin içeriğine ilişkin olarak yapılan açıklamanın
maddi gerçeğin ortaya çıkmasını engellemeye elverişli olması,
gerekir.
(2) Soruşturma evresinde alınan ve soruşturmanın tarafı olan kişilere karşı gizli
tutulması gereken kararların ve bunların gereği olarak yapılan işlemlerin gizliliğini ihlal eden
kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır.
(3) Kanuna göre kapalı yapılması gereken veya kapalı yapılmasına karar verilen
duruşmadaki açıklama veya görüntülerin gizliliğini alenen ihlal eden kişi, birinci fıkra
hükmüne göre cezalandırılır. Ancak, bu suçun oluşması için, tanığın korunmasına ilişkin
olarak alınan gizlilik kararına aykırılık açısından aleniyetin gerçekleşmesi aranmaz.
(4) Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan suçların kamu görevlisi tarafından görevinin
sağladığı kolaylıktan yararlanılarak işlenmesi halinde, ceza yarısına kadar artırılır.
(5) Soruşturma ve kovuşturma evresinde kişilerin suçlu olarak algılanmalarına yol
açacak şekilde görüntülerinin yayınlanması halinde, altı aydan iki yıla kadar hapis cezasına
hükmolunur.
(6) Soruşturma ve kovuşturma işlemlerinin haber verme sınırları aşılmaksızın haber
konusu yapılması suç oluşturmaz
.

Gizliliğin ihlali suçu Türk Ceza Kanunu 2. kitap 4. kısım 2. bölümde Adliyeye Karşı Suçlar başlığı altında düzenlenmiştir.

Adliyeye karşı suçlar şunlardır:

  • İftira (m.267)
  • Başkasına Ait Kimlik Veya Kimlik Bilgilerinin Kullanılması (m.268)
  • Suç Üstlenme (m.270)
  • Suç Uydurma (m.271)
  • Yalan Tanıklık (m.272)
  • Yalan Yere Yemin (m.275)
  • Gerçeğe Aykırı Bilirkişilik Veya Tercümanlık (m.276)
  • Yargı Görevi Yapanı, Bilirkişiyi Veya Tanığı Etkilemeye Teşebbüs (m.277)
  • Suçu Bildirmeme (m.278)
  • Kamu Görevlisinin Suçu Bildirmemesi (m.279)
  • Sağlık Mesleği Mensuplarının Suçu Bildirmemesi (m.280)
  • Suç Delillerini Yok Etme, Gizleme veya Değiştirme (m.281)
  • Suçtan Kaynaklanan Mal Varlığı Değerlerini Aklama (m.282)
  • Suçluyu Kayırma (m.283)
  • Tutuklu Hükümlü Veya Suç Delillerini Bildirmeme (m.284)
  • Gizliliğin İhlali (m.285)
  • Ses Ve Görüntülerin Kayda Alınması (m.286)
  • Genital Muayene (m.287)
  • Adil Yargılamayı Etkilemeye Teşebbüs (m.288)
  • Muhafaza Görevini Kötüye Kullanma (m.289)
  • Resmen Teslim Olunan Mala Elkonulması Ve Bozulması (m.290)
  • Başkası Yerine Ceza İnfaz Kurumuna Veya Tutukevine Girme (m.291)
  • Hükümlü Veya Tutuklunun Kaçması (m.292)
  • Kaçmaya İmkan Sağlama (m. 294)
  • Muhafızın Görevini Kötüye Kullanması (m.295)
  • Hükümlü Veya Tutukluların Ayaklanması (m.296)
  • İnfaz Kurumuna Veya Tutukevine Yasak Eşya Sokmak (m.297)
  • Hak Kullanımını Ve Beslenmeyi Engelleme (m.298)
Eskişehir Ceza Avukatı Gizliliğin ihlali suçu
Eskişehir Ceza Avukatı Gizliliğin ihlali suçu

Madde Gerekçesi

Hukukun genel kurallarından birisi, soruşturmanın gizliliğidir. Soruşturma evresinin içeriği ve sınırları, bu evrenin ne suretle cereyan edeceği, aktörleri ve yetkileri kanunla saptanmıştır. Soruşturma evresi genel olarak ve esas itibarıyla kamuya karşı gizli biçimde cereyan eder.

Soruşturma evresinin gizliliği, bir defa ceza adaletinin doğruluk, dü­rüstlük, gerçeğe ulaşma ilkelerine uyulması için bir zorunluluktur. Ancak, her şeyden önce suçsuzluk karinesinin sağlam tutulabilmesi yönünden de vazgeçilemez niteliktedir. Aksi takdirde, bizde ve yabancı ülkelerde örnekle­rine rastlandığı üzere yargısız infazlar sonucu insanlar ıstıraplara sürüklen­mekte ve suçsuzluk karinesi böylece lafta kalmaktadır.

Usul kanunları, soruşturma evresinde tarafların ve özellikle şüphelinin ve avukatının yetkilerini belirtmektedir. Avukat, soruşturma dosyasını ince­lemek olanağına sahiptir. Avukat adalete hizmet eden bir mesleğin mensubu olarak dosyadan elde ettiği bilgileri kanunun verdiği olanaklar çerçevesinde sadece müvekkilini savunması için kullanacak, bunları yayınlamak, örneğin medyaya vermek gibi fiillere girişemeyecektir. Ancak, elbette ki, soruştur­ması yapılan suçlar hakkında, halkın bilgi sahibi olmak ihtiyacı da vardır. Medya bu suçlar hakkında bilgilenerek halkın bilgi edinmek ihtiyacını kar­şılamak görevindedir. Medya mensupları, bu konularda doğru haber elde edemediklerinde öteden beriden devşirilen ve çok kere yanlış olan bilgileri halka yansıtmakta ve insanların en temel hakkı olan suçsuzluk karinesi böylece ihlâl edilmektedir; soruşturma da zarar görmekte ve delillerin yok edilmesi hususunda, elbette ki istemeden şüphelilere yardım sağlanmış ol­maktadır.

Bu maddede, soruşturma evresinde yapılıp alenî olmayan gizli işlem­lerin, yani ceza usulüne ilişkin kanunların netice ve içeriklerinin gizli oldu­ğunu belirttiği işlem içeriklerinin yetkisiz kişilerce öğrenilmesinin sağlan­ması, suç olarak tanımlanmıştır. Ancak, bu nedenle cezaya hükmedilebil­mesi için, bilgilendirmenin alenen gerçekleştirilmesi gerekir.

Soruşturma aşamasında alınan bazı kararların, örneğin telefon dinleme konusunda alınmış hâkim kararının ve buna dayalı olarak yapılan dinleme işleminin kanun gereğince gizli tutulması gerekmektedir. Bu gizliliğin ihlâli, alınan kararın uygulanmasını engelleyecektir. Bu nedenle, belirtilen kararla­rın ve bunların uygulanmasına ilişkin işlemlerin gizliliğinin açıklanması açısından aleniyet koşulu aranmayacaktır.

Maddenin ikinci fıkrasına göre, kanun gereği olarak kapalı yapılması gereken veya kapalı yapılmasına karar verilen duruşmadaki açıklama veya görüntülerin gizliliğinin ihlâli de, suç oluşturmaktadır. Bu nedenle cezaya hükmedilebilmesi için, birinci fıkrada olduğu gibi, gizlilik ihlâlinin alenen gerçekleşmesi gerekir.

Soruşturma evresi gibi kovuşturma evresinde, tanığın korunmasına ilişkin olarak kimlik bilgilerinin gizli tutulması gerektiği hususundaki karar alınabilir. Alınan bu kararlara ilişkin gizliliğin ihlâlinin suç oluşturabilmesi için, aleniyet koşulu aranmayacaktır.

Üçüncü fıkraya göre, bir ve ikinci fıkrada tanımlanan suçların basın ve yayın yoluyla işlenmesi, daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektirmekte­dir.

Maddenin dördüncü fıkrasında, soruşturma ve kovuşturma evresinde kişilerin suçlu olarak damgalanmalarını sağlayacak şekilde görüntülerinin yayınlanması, bağımsız bir suç olarak tanımlanmıştır.

Yüksek Mahkeme Kararları

16. Ceza Dairesi Kararı

Y.16.C.D. E.2015/5457 K.2015/3068 K.T. 15.10.2015

TCK 285. Madde

Gizliliğin İhlali Suçu

Dosya kapsamına göre müşteki vekilinin 21.02.2014 tarihli dilekçesinde, şüphelinin … Gazetesinin 15.02.2014 tarihli nüshasında yayınlanan “aman kimseler duymasın” başlıklı yazısında, müşteki ile eşi hakkında halen Cumhuriyet Başsavcılığınca 2013/120653 sayı ile yürütülen soruşturma konusu olaya ilişkin olarak haber yapıldığı, ancak bahse konu soruşturma dosyasında gizlilik kararı olduğu belirtilerek şikayette bulunulması üzerine başlatılan soruşturma neticesinde, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş ise de, iddia konusu yazılarda müştekinin savcıya verme bahanesiyle eşi Rıza Zarrab’dan 200.000 Dolar para aldığı, şüpheli sıfatıyla alınan ifadesinde de durumu ikrar ettiği belirtilerek ifadenin ayrıntılarına yer verildiği, haberde olayın müştekinin dinlenilmesi ve kayda alınması yasak niteliğinde olan eşi ile yaptığı telefon görüşmelerinden tespit edildiği belirtilerek genel mahiyette bu görüşmelerden bahsedildiği, müştekinin bahse konu olaya ilişkin olarak hakkında Cumhuriyet Başsavcılığınca 2013/120653 sayı ile yürütülen soruşturma dosyasında 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 20.01.2014 tarihli 2014/58 Değişik İş sayılı kararı ile 5187 sayılı Basın Kanununun 3. maddesi uyarınca yayın yasağı konulduğu cihetle yapılan haberlerde yayın yasağı konulmasına karşın soruşturmaya ilişkin ifade ve görüşme içeriklerine yer verilmek suretiyle soruşturmanın gizliliğinin ihlal edildiği dolayısıyla hakkında kamu davası açmaya yeterli delil bulunduğu, delillerin takdir ve değerlendirme yetkisinin mahkemede olduğu gözetilerek, itirazın kabulü ile kamu davasının açılmasına karar verilmesi yerine, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü 29.06.2014 gün ve 94660652-105-34-4389-2015-E.13289/42896 sayılı yazılı istemlerine müsteniden ihbar ve mevcut evrak dairemize gönderilmiştir.

OLAYLAR VE HUKUKİ NİTELENDİRME:

Şüphelinin … Gazetesinin 15.02.2014 tarihli nüshasında yayınlanan “aman kimseler duymasın” başlıklı yazısında, müşteki ile eşi hakkında olay tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığınca 2013/120653 sayı ile yürütülen soruşturma konusu olaya ilişkin olarak haber yaptığı, ancak bahse konu soruşturma dosyasında gizlilik kararı olduğu belirtilerek, soruşturmanın gizliliğini ihlal, özel hayatın gizliliğini ihlal, adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs, hakaret ve iftira suçlarından soruşturmaya başlanılmış, yapılan soruşturma sonucunda şüphelinin sözkonusu yazısında özellikle müştekiye yönelik hakaret içerikli söz ve yorumları bulunmadığından hakaret, müştekinin kendi beyanları haber konusu yapıldığından iftira, müşteki ile eşinin kamunun ilgisini ve dikkatini çeken şahıslardan olması ile haberin konusunun müştekinin ikrarına dayandırılması dolayısıyla özel hayatın gizliliğini ihlal ve verilen haberde hükme esas teşkil edebilecek tarafların lehine ve aleyhine delillere temas edilmediğinden soruşturmanın gizliliğini ihlal ile adil yargılamayı etkilemeye teşebbbüs suçlarının oluşamayacağından kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş, verilen bu karara karşı müşteki vekilince yapılan itiraz Sulh Ceza Mahkemesinin 23.09.2014 tarihli 2014/898 Değişik İş sayılı kararıyla reddolunmuştur.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise, iddia konusu yazılarda, müştekinin savcıya verme bahanesiyle eşi Rıza Zarrab’dan 200.000 Dolar para aldığı, şüpheli sıfatıyla alınan ifadesinde de durumu ikrar ettiği belirtilerek ifadenin ayrıntılarına yer verildiği, haberde olayın müştekinin dinlenilmesi ve kayda alınması yasak niteliğinde olan eşi ile yaptığı telefon görüşmelerinden tespit edildiği belirtilerek genel mahiyette bu görüşmelerden bahsedildiği, müştekinin bahse konu olaya ilişkin olarak hakkında Cumhuriyet Başsavcılığınca 2013/120653 sayı ile yürütülen soruşturma dosyasında 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 20.01.2014 tarihli 2014/58 Değişik İş sayılı kararı ile 5187 sayılı Basın Kanununun 3. maddesi uyarınca yayın yasağı konulduğu cihetle yapılan haberlerde yayın yasağı konulmasına karşın soruşturmaya ilişkin ifade ve görüşme içeriklerine yer verilmek suretiyle soruşturmanın gizliliğinin ihlal edildiği dolayısıyla hakkında kamu davası açmaya yeterli delil bulunduğu, delillerin takdir ve değerlendirme yetkisinin mahkemede olduğu gözetilerek, itirazın kabulü ile kamu davasının açılmasına karar verilmesi yerine, yazılı şekilde itirazın reddine karar verildiği gerekçesiyle kararın bozulmasını talep etmiştir.

05.07.2012 tarih ve 28344 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 02.07.2012 tarih ve 6352 sayılı Kanunun 92. maddesi ile değiştirilen ve gizliliğin ihlali suçunu düzenleyen TCK’nın 285. maddesinin 1. fıkrasının (a) ve (b) bendlerinde, gizliliğin ihlali suçunun oluşabilmesi için, soruşturma evresinde yapılan işlemin içeriğinin açıklanması suretiyle suçlu sayılmama karinesinden yararlanma hakkının veya haberleşmenin gizliliğinin ya da özel hayatın gizliliğinin ihlal edilmesinin veya soruşturma evresinde yapılan işlemin içeriğine ilişkin olarak yapılan açıklamanın maddi gerçeğin ortaya çıkmasını engellemeye elverişli olmasının gerektiğinin belirtildiği, aynı maddenin 6. fıkrasında da, soruşturma ve kovuşturma işlemlerinin haber verme sınırları aşılmaksızın haber konusu yapılmasının anılan suçu oluşturmayacağına dair hüküm bulunduğu, iddia konusu haber içeriğinde müştekinin suçlu sayılmama karinesinden yararlanma hakkının, haberleşmenin gizliliğinin ya da özel hayatın gizliliğinin ihlal edilmesinin sözkonusu olmadığı, yine maddi gerçeğin ortaya çıkmasını engellemeye yönelik ve bu amaçla yapılmış bir yorum, söz ve beyanın da bulunmadığı, haber içeriklerinin Anayasanın 28. ve 5187 sayılı Basın Kanununun 3. maddesinde düzenlenen basın özgürlüğü kapsamında kalmakla atılı soruşturmanın gizliliğini ihlal suçunu oluşturmayacağı anlaşılmakla talebin reddine karar vermek gerekmiştir.

KARAR:

Yukarıda açıklanan nedenlerle Sulh Ceza Hakimliğinin 23.09.2014 tarihli 2014/898 Değişik İş sayılı kararına yönelen “Kanun Yararına Bozma” isteminin REDDİNE, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 15.10.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


16. Ceza Dairesi Kararı

Y.16.C.D. E. 2015/4961 K. 2016/4656 K.T. 08.09.2016

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Ceza Muhakemesi Kanununun 157/1 maddesinde; kanuni istisnalar saklı kalmak ve savunma hakkına zarar vermemek koşuluyla soruşturma evresindeki usuli işlemlerin gizli olduğu düzenlenerek aksini davranışlar Türk Ceza Kanununun 285/1 maddesi gereğince yaptırıma bağlanmıştır.

Gizliliğin ihlali suçu ile korunan hukuki yarar, maddi gerçeğin bulunmasına yönelik soruşturma faaliyetlerinin selameti ve kişiler hakkındaki “masumiyet” karinesidir.

Basın özgürlüğü ise haber verme, eleştirme ve eser yaratma hakları ile toplumun aydınlatılması gerekliliği ve haber alma hakkını içermektedir.

Bu durumda soruşturmanın selameti ve kişilerin lekelenme hakkı ile basın hürriyetine ilişkin menfaatler çatışmaktadır. Sözkonusu menfaatler arasında adil bir denge oluşturulmalı, hangi menfaatin üstün tutulacağına karar verilerek, bu doğrultuda hareket edilmelidir.

Somut olayda haberin konusunun güncel olması, siyasetçiler ve kamuoyunda tanınan şahıslara ilişkin bulunması nedeniyle, toplumsal ilginin bulunduğu kabul edilebilecektir. Bu çerçevede konunun ana hatları ile haber ya da makale konusu yapılması hukuka aykırı görülmez ise de; olaya ilişkin yorumun içeriğinde, kişilere, zaman ve mekan gibi kavramlara ayrıntılı biçimde yer verilerek gizliliğin ihlal edildiği gibi henüz haklarında soruşturma dahi açılmayan katılanlar hakkında kamuoyu nezdinde, yolsuzluk yapan kişi izlenimini oluşturacak biçimde suçlayıcı bir üslup kullanılarak, lekelenmeme hakkının da ihlal edildiği görülmektedir.

Bu şekilde basın özgürlüğünde sınır aşılarak hakkın kötüye kullanıldığı, her iki özgürlük arasındaki dengenin katılanlar aleyhine bozulduğu gözetildiğinde, atılı suçun unsurlarının oluştuğu halde yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmekle; katılanlar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün bu sebepten dolayı BOZULMASINA 08.09.2016 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


12. Daire Kararı

YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ Esas Numarası: 2018/3707 Karar Numarası: 2018/10185 Karar Tarihi: 24.10.2018

Hükümler : Beraat

Gizliliğin ihlali ve hakaret suçlarından sanığın beraatine ilişkin hükümler, katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:

A) Gizliliğin ihlali suçundan kurulan beraat hükmüne yönelik katılan vekilinin temyiz isteminin incelenmesinde;

Sanığa atılı adliyeye karşı işlenen gizliliğin ihlali suçunun koruduğu hukuki yarar ve niteliği itibariyle davaya katılmasına karar verilen şikayetçi …’ın sanığa yüklenen suçun mağduru olmadığı ve suçtan doğrudan zarar görmemesi nedeniyle davaya katılma hakkı bulunmadığı gözetilmeksizin şikayetçinin gizliliğin ihlali suçunu da kapsar şekilde davaya katılmasına karar verilmiş olması hukuki değerden yoksun olup, hükmü temyiz yetkisi vermeyeceğinden, şikayetçi vekilinin temyiz isteminin 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 317. maddesi gereğince isteme aykırı olarak REDDİNE,

B) Hakaret suçundan kurulan beraat hükmüne yönelik katılan vekilinin temyiz isteminin incelenmesine gelince;

Sanık hakkında beraat kararı verilmesi nedeniyle CMK’nın 232/2-c madde, fıkra ve bendi gereğince suçun işlendiği tarihin gerekçeli karar başlığına yazılması zorunluluğu bulunmamasına rağmen 23.12.2013 olan suç tarihinin “2014” olarak gerekçeli karar başlığında gösterilmesi, mahallinde düzeltilebilir yazım yanlışlığı kabul edilmiştir.

Katılan vekilinin sanık hakkında mahkumiyet kararı verilmesi gerektiğine ilişkin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

Sanık hakkında beraat hükmü kurulurken, uygulanan kanun ve maddesinin gösterilmemesi suretiyle CMK’nın 232/6. madde ve fıkrasına aykırı hareket edilmesi,

Bozmayı gerektirmiş olup, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu nedenle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA; ancak, yeniden yargılama gerektirmeyen bu hususta aynı kanunun 322. maddesi gereğince karar verilmesi mümkün bulunduğundan, aynı maddenin verdiği yetkiye istinaden; hüküm fıkrasının ilk paragrafındaki, “BERAATİNE,” ibaresinden önce gelmek üzere hükme, “CMK’nın 223/2-a madde, fıkra ve bendi gereğince” ibarelerinin eklenmesi suretiyle, eleştiri dışında, sair yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 24.10.2018 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

MUHALEFET ŞERHİ:

Gizliliğin ihlali ve hakaret suçlarından sanık …’nın beraatine ilişkin hüküm, katılan vekili tarafından temyizi üzerine dairemizce;

A) Sanığın atılı adliyeye karşı işlenen gizliliğin ihlali suçunun koruduğu hukuki yarar ve niteliği itibariyle davaya katılmasına karar verilen şikayetçi …’ın sanığa yüklenen suçun mağduru olmadığı ve suçtan doğrudan zarar görmemesi nedeniyle davaya katılma hakkı bulunmadığı gözetilmeksizin şikayetçinin davaya katılmasına karar verilmiş olması hukuki değerden yoksun olup, hükmü temyiz yetkisi vermeyeceğinden, şikayetçi vekilinin temyiz isteminin reddine,

B) Hakaret suçundan da, sanık hakkında beraatine dair kararın katılan vekilince temyiz itirazlarının reddine OYÇOKLUĞU ile karar verilmiştir.

Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre;

Sanık hakkında İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından iddianame ile; sanığın sorumlu yazı işleri müdürü olarak görev yaptığı Sol Gazetesine ait Sol Gazetesinin 23.11.2013 tarihli nüshasında ve aynı gazetenin internet sitesinde yayımlanan 1. Sayfasındaki; “…’in vakfından pis kokular geliyor” başlığı ve katılanın resminin bulunduğu ve devamında yazılan yazıda, katılanın onur, şeref ve saygınlığına saldırıda bulunulduğu, 3. Sayfadaki, “Erdoğanların vakfında kuşkulu işler” başlığı altındaki sözlerle de katılanın onur, şeref ve saygınlığına saldırıda bulunulduğu, böylece sanığın gizliliği ihlal ve hakaret suçlarını işlediği iddiasıyla kamu davası açılmıştır.

Yargılamada müşteki …’ın davaya katılmasına karar verilmiş, müsnet suçlardan atılı suçların unsurları oluşmadığından sanığın beraatine karar verilmiştir.

Dairemizin gizliliği ihlal suçundan; “adliyeye karşı işlenen suçlarda gizliliği ihlal suçunun koruduğu hukuki yarar ve niteliği itibariyle şikayetçinin suç mağduru olmadığı ve suçtan zarar görmediğini ve bu sebeple katılma hakkının bulunmadığı”, hakaret suçundan da katılanın temyiz itirazları reddedildiği görüşüne katılmak mümkün değildir.

Kamu davasına katılma CMK’nın 237. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre “Mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanlar,… kamu davasına katılabilirler.” Mevzuatımızda adliyeye karşı işlenen suçlarda kamu davasına katılmayı engelleyen veya diğer bir suç bakımından bir sınırlama getirmemiş, ilke olarak şartların varlığı halinde tüm suçlar yönünden kamu davasına katılma kabul edilmiştir. Ancak kanunda “suçtan zarar gören” ve “mağdur” kavramlarının tanımı yapılmamıştır. Zararın maddi veya manevi olduğu hususunda da bir ayırıma tabi tutulmamış ve sınırlandırılmamıştır. Uygulamada ise “suçtan zarar görme” kavramı “suçtan doğrudan zarar görmüş bulunma hali” olarak anlaşılıp uygulanmaktadır.

Soruşturmanın gizliliğini ihlal suçunda korunan hukuki yarar, sadece adliyenin ve adli makamların korunmak istenmesi düşüncesi ile ceza muhakemesinin en temel kurallarından olan soruşturmanın gizli yapılması değildir. Soruşturma evresinin gizliliğinin ceza adaletinin doğruluk, dürüstlük ve gerçeğe ulaşma ilkelerine uyulması için bir zorunluluk olduğu, her şeyden önce suçsuzluk karinesinin sağlam tutulabilmesi yönünden de vazgeçilmez nitelikte olduğu, buna uyulmadığı takdirde, ülkemizde ve yabancı ülkelerde örneklerine rastlandığı üzere yargısız infazlar sonucu insanların ızdıraplara sürüklendiği ve suçsuzluk karinesinin lafta kalacağı aşikardır.

Burada kanun koyucu suçun koruma alanının sınırlarını çizerken özellikle iki alana vurgu yapmıştır. TCK’nın 285. maddesinin gerekçesinde, “Medya, suçlar hakkında bilgilenerek halkın bilgi edinme ihtiyacını karşılamak görevindedir.” Ancak “…medya mensupları, bu konularda doğru haber elde edemediklerinde öteden beri devşirilen ve çok kere yanlış olan bilgileri halka yansıtmakta ve insanların en temel hakkı olan suçsuzluk karinesini ihlal etmekte ve soruşturma da zarar görmekte ve delillerin yok edilmesi hususunda, elbette ki istemeden şüphelilere yardım sağlanmış olmaktadır” denilerek medya mensuplarının haber verme hakkının sınırları çizilmeye çalışılmıştır.

Müşteki/katılan …, dosyamızdaki olayda gazetenin internet sitesinde yapılan yayınla soruşturma, devamında kovuşturma yapılmadan ve iddialar yargı kararına bağlanmadan, yolsuzluk yaptığından bahsedilmesi ile soruşturmanın gizliliğini ihlal suçunun mağduru ve zarar göreni olmuştur. Dolayısıyla ilk derece mahkemesinin davaya katılma kararı vermesi yerindedir.

İlk derece mahkemesinin yargılama sonucu; müsnet suçlardan atılı suçların unsurları oluşmadığından sanığın beraatine karar verilmesi isabetli değildir. Soruşturma konusu bir olayın haberinin yapılmasında kamu yararı ve toplumsal ilginin bulunması, haberi yapılan konunun güncel olması, ölçülülük ilkesine uygun olarak haberde yer alan sözlerin, soruşturmanın tarafı olan bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte olmaması gerekir. Burada gazete ve internet sitesindeki yapılan yayınla zaman ve mekan gibi kavramlara ayrıntılı biçimde yer verilerek soruşturmanın gizliliği ihlal edildiği gibi, yayın tarihi itibariyle hakkında soruşturma açılıp şüpheli haline gelip gelmediği dahi belli olmayan katılan … hakkında kamuoyu nezdinde, yolsuzluk yapan kişi izlenimini oluşturacak biçimde suçlayıcı bir üslup kullanılarak, lekelenmeme hakkının ihlal edildiği ve hakaret edildiği görülmektedir. Bu şekilde basın özgürlüğünde sınır aşılarak hakkın kötüye kullanıldığı, her iki özgürlük arasındaki dengenin katılan aleyhine bozulduğu gözetildiğinde, sanığın üzerine atılı suçların unsurları da oluşmuş olduğundan sanığın her iki suçtan da mahkumiyetine karar verilmesi gerektiğinden,

Dairenin temyiz isteminin isteme aykırı olarak reddine karar verilmesi görüşünde olmadığımdan çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.


Eskişehir Avukat Mahmut Rasul Uyanık saygıyla sunar.

Avukat Mahmut Rasul UYANIK ile İletişime Geçin!