Cebir suçu, bir şeyi yapması veya yapmaması ya da kendisinin yapmasına müsaade etmesi için bir kişiye karşı zor kuvvet kullanılmasını ifade eder. Bu fiilin işlenmesi durumunda kasten yaralama suçundan verilecek ceza üçte birinden yarısına kadar artırılarak hükmolunur.
Madde düzenlemesi şu şekildedir:
Bir şeyi yapması veya yapmaması ya da kendisinin yapmasına müsaade etmesi için bir kişiye karşı cebir kullanılması halinde, kasten yaralama suçundan verilecek ceza üçte birinden yarısına kadar artırılarak hükmolunur.
Cebir Suçu İle Tehdit Suçu Farkı
Cebre maruz kalan kişi, bu fiziki gücün meydana getirdiği acının etkisiyle belli bir davranışta bulunmaya zorlanmaktadır. Cebir halinde kişi bir acı hissetmektedir ve bu acının etkisiyle belli bir davranışı gerçekleştirmeye zorlanmaktadır.
Tehdit suçunda ise kişi bir tecavüzün, kötülüğün ileride meydana geleceği bildirilerek korkutulmaktadır.
Cebir Suçu ile Kasten Yaralama Farkı
Cebir suçunda, kişiye karşı bir şeyi yapması veya yapmaması için kişiye karşı cebir tatbik edilmektedir.
Kasten yaralama suçunda bir şeyi yapma veya yaptırma kastı olmaksızın kişiye acı verici fiiller uygulanmaktadır.
Cebir suçu kendi içerisinde kasten yaralama suçunu da içermektedir. Kasten yaralama suçunun içerisinde ise cebir suçu bulunmamaktadır.
Şikayet ve Dava Süreci
- Şikayete tabi değildir. Re’sen soruşturulup kovuşturulur.
- Cebir suçunda uzlaştırma hükümleri uygulanmaz.
Bu suç ile ilgili yargılama yapmaya asliye ceza mahkemeleri görevlidir.

Yargıtay Kararları
YARGITAY 5. CEZA DAİRESİ Esas Numarası: 2013/10529 Karar Numarası: 2015/13096 Karar Tarihi: 29.06.2015
Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Kasten Yaralama Eyleminin Bileşik Suçu Oluşturan Cebir Kapsamında Bulunmadığı Ve Yaralama Eyleminin Tck’nın 235/2-c Maddesine Unsur Olarak Katılan Cebir Suçu Kapsamında Kabul Edilemeyeceği
ÖZETİ: İcra takibine bağlı olarak yapılacak olan menkullerin ikinci açık arttırmasına girmek üzere olay yerine gelen katılanın basit tıbbi müdahaleyle giderilemeyecek şekilde yaraladığı iddia ve kabul edilen sanık S.’in fiilinin ihaleye fesat karıştırma suçunun sübutu halinde bunun cebir öğesini oluşturacağı gözetilmeden ayrıca yaralama suçundan da mahkumiyet hükmü kurulması kanuna aykırı olup, hükmün BOZULMASI gerekmiştir.
Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelendi;
Hükmolunan ceza miktarları itibarıyla koşulları bulunmadığından sanıklar A.. S.. ve S.. K.. müdafilerin duruşma istemlerinin CMUK’nın 318. maddesi uyarınca reddiyle, incelemenin duruşmasız olarak yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü:
Daha önce gemi söküm işi yapan müdahil Osman ile sanık Ahmet’in babası İzzet’in ortak oldukları, bundan dolayı Osman’ın, İzzet aleyhine icra takibi başlattığı; İzzet’ten alacağı olan sanık Sadettin’in Ahmet ile birlikte telefonla müdahili arayarak açık arttırmaya katılmamasını söyledikleri buna rağmen Osman’ın avukatlarıyla beraber arttırmaya girmesini engellemek amacıyla sanık Ahmet’in işçisi olan sanık Suhayip tarafından 6136 sayılı Yasa kapsamındaki silahla üç el ateş edilerek basit tıbbi müdahaleyle giderilemeyecek şekilde yaralandığı iddia ve kabul edilerek sanıkların mahkumiyetlerine karar verilmiş ise de, Aliağa 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 2013/526 Esas sayılı dosyasında da aynı eylem nedeniyle sanık Suhayip ve arkadaşları hakkında kamu davası açıldığı ve yargılamasının devam ettiği UYAP sisteminden yapılan sorgulamadan anlaşıldığından; bu dosyanın akıbeti araştırılarak derdest olması halinde aralarındaki hukuki ve fiili irtibat nedeniyle kanıtların birlikte değerlendirilebilmesi ve farklı sonuçlara varılmasının engellenmesi için dosyaların birleştirilmesi, aksi halde anılan dosyanın onaylı örneği getirtilip incelenmesi, bundan sonra toplanan tüm kanıtlar irdelenerek sanıkların hukuki durumlarının tayin ve takdir edilmesi gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde mahkumiyetlerine karar verilmesi,
Kabule göre de;
Hükümden sonra 30/04/2013 günlü Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6459 sayılı Yasanın 12. maddesi ile TCK’nın 235. maddesinde değişiklik yapılması karşısında, TCK’nın 7/2. madde-fıkrasındaki “Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.” hükmü nazara alınarak sanıkların hukuki durumlarının yeniden değerlendirilmesi zorunluluğu,
Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19/02/2013 tarih 2012/6-1523 Esas, 2013/66 sayılı Kararında da açıklandığı üzere; 5237 sayılı TCK’nın hazırlanmasında “kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır” ilkesi esas alınmış, dolayısıyla da gerçek içtima kuralı benimsenmiştir. İstisnalar dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Bu kuralın istisnaları ise TCK’nın “suçların içtimaı” bölümünde, 42 (bileşik suç), 43 (zincirleme suç) ve 44. (fikri içtima) maddelerinde düzenlenmiştir.
5237 sayılı TCK’nın benimsediği sistematik içerisinde gerçek içtima kuralının istisnalarından olan ve öğretide bir normun diğeri tarafından tüketilmesi ilkesi altında görünüşte içtimanın bir türü olarak incelenen bileşik suç, anılan Kanunun 42. maddesinde; “Biri diğerinin unsurunu veya ağırlaştırıcı nedenini oluşturması dolayısıyla tek fiil sayılan suça bileşik suç denir” şeklinde tanımlanmış ve bu tür suçlarda içtima hükümlerinin uygulanmayacağına yer verilmiştir. Ceza Genel Kurulunun 13/02/1984 gün ve 322-64 sayılı Kararında da; “eriyen ve eriten başka bir ifade ile kaynaşan suçlardan biri diğerinin unsuru veya ağırlaştırıcı sebebini teşkil ettiğinde bu hususun yasada açıkça gösterilmesi şarttır ve bu şart suç ve cezaların kanuniliğinin gereğidir” denilerek bileşik suçta unsur ya da ağırlaştırıcı nedeni oluşturan suçun, bileşik suç olarak düzenlenen bağımsız suçun içinde mutlaka ve ayrıca gösterilmesi gerektiği vurgulanmıştır.
Gerçek içtima kuralının istisnalarından bir diğeri olan ve fikri içtimayı düzenleyen TCK’nın 44. maddesi, “İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır” şeklindedir. Fikri içtimanın söz konusu olabilmesi için gerekli olan ilk şart, fiilin tek olmasıdır. Bu maddenin gerekçesinde verilen örneklerden, kanun koyucunun fiilden, hareketi anladığı, hareket teorisine üstünlük tanıdığı sonucunu çıkarmak mümkündür. Yerleşmiş yargısal kararlarda, fiilin tek olması koşulu, hareketin tek olmasına bağlı olarak kabul edilmiştir.
TCK’nın 44. maddesinde düzenlenen fikri içtimanın uygulanabilmesi için öncelikle görünüşte içtima ilişkisinin bulunup bulunmadığının tespiti gerekli olup; görünüşte içtima ilişkisinin bulunması durumunda fikri içtima hükmünün uygulanmasının mümkün olmadığı, bu bağlamda TCK’nın 235/2-c maddesinin bileşik suç olarak düzenlendiği ve aynı Kanunun 42. maddesinde bileşik suçlarda içtima hükümlerinin uygulanamayacağının belirtilmiş olması karşısında fikri içtima hükmünün tatbik imkanının bulunmadığı, ancak sadece TCK’nın 86/1. maddesi kapsamındaki kasten yaralama eyleminin bileşik suçu oluşturan cebir içerisinde değerlendirildiği, 6459 sayılı Kanunun 12. maddesi ile uygulamada karşılaşılan tereddütleri gidermek amacıyla kasten yaralama suçunun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca bu suçlar dolayısıyla cezaya hükmolunacağı düzenlemesinin getirildiği, uygulamada TCK’nın 87. maddesinde düzenlenen neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama eyleminin bileşik suçu oluşturan cebir kapsamında bulunmadığında duraksama bulunmadığı gibi öğretide ağırlıklı olarak TCK’nın 87. maddesine uyan yaralama eyleminin TCK’nın 235/2-c maddesine unsur olarak katılan cebir suçu kapsamında kabul edilemeyeceğinin belirtildiği de dikkate alındığında, icra takibine bağlı olarak yapılacak olan menkullerin ikinci açık arttırmasına girmek üzere olay yerine gelen katılan Osman’ı basit tıbbi müdahaleyle giderilemeyecek şekilde yaraladığı iddia ve kabul edilen sanık Suhayip’in aynı Kanunun 86/1. maddesine temas eden fiilinin ihaleye fesat karıştırma suçunun sübutu halinde bunun cebir öğesini oluşturacağı gözetilmeden ayrıca yaralama suçundan da mahkumiyet hükmü kurulması,
6136 sayılı Yasanın 13/1. maddesi uyarınca temel adli para cezasının üst sınırı yüz gün olduğu halde, yüz yirmi gün olarak tayini sonucu sanık Suhayip hakkında fazla adli para cezasına hükmolunması,
Sanıklar hakkında Kamu İhale Kanununun 17. maddesi yollamasıyla 59. maddesi gereğince yasaklama kararı verilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanıklar müdafilerin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükümlerin 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gözetilerek CMUK’un 321 ve 326. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 29/06/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 6.CEZA DAİRESİ Esas Numarası: 2013/23468 Karar Numarası: 2014/151 Karar Tarihi: 13.01.2014
Yağma Suçunda Cebir Ve Tehdit Unsuru
ÖZETİ: Sanığın ısrar etmesi üzerine, zarar verebileceğini düşünerek, iş yerinde … TL parayı kendisine verdiği olayda, yağma boyutuna ulaşan cebir ve tehdit bulunmadığı hk.
Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:
I- Sanık hakkında, 21.02.2003 günü katılan M. K.ya yönelik yağmaya kalkışma eyleminden ve 6136 sayılı Kanuna aykırılık suçundan kurulan hükmün incelemesinde;
Sanığın adli sicil kaydına göre kasıtlı suçtan tekerrüre esas hükümlülüğü bulunduğu halde hakkında 5237 sayılı Yasanın 58/6-7.maddesi ile uygulama yapılmaması, karşı temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre; sanık G. C. A. savunmanının temyiz itirazları yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle, eleştiri dışında sanık hakkındaki usul ve kanuna uygun bulunan hükmün isteme uygun olarak oybirliğiyle ONANMASINA,
II- Sanık hakkında, 19.02.2013 günü katılan M. K.’ya yönelik yağma eyleminden kurulan hükmün incelemesine gelince;
Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre; suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Ancak;
Katılan M. K.’nın babasına ait bulunan Zilelioğlu pasajındaki köfteci dükkanını babası olmadığı zamanlarda işlettiği, iş yerine değişik zamanlarda yemek için gelen sanığı yaklaşık 3 yıldır tanıdığı, 19.02.2013 günü öğlen 13.00 sıraları köfteci dükkanına gelen sanık G. C. A…in adı geçen katılana “benim sallama bıçağıma polisler el koydu, bana 60 TL para cezası verdiler, bu parayı sen vereceksin” dediği, aynı iş yerinde bulunan katılanın arkadaşı tanık Y… E… Y…ın “biraz iş yeri çalışsın, istediğin parayı o zaman versin, çocuğu sıkıştırma” demesi üzerine adı geçen sanığın “hadi lan daha fazla bekletme, parayı şimdi istiyorum para cezamı yatıracağım” dediği, katılan M…’in sanığın ısrar etmesi üzerine, zarar verebileceğini düşünerek, iş yerinde 60 TL parayı kendisine verdiği olayda, yağma boyutuna ulaşan cebir ve tehdit bulunmadığı gözetilmeden, sanığın beraati yerine, yazılı biçimde yağma suçundan hüküm kurulması,
Sonuç: Bozmayı gerektirmiş, sanık G. C. A. savunmanının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle BOZULMASINA, 13.01.2014 tarihinde oyçokluğu ve Üye M. K. muhalefetiyle karar verildi.
Eskişehir avukat Mahmut Rasul UYANIK saygıyla sunar.